Yepyeni bir seriye başlıyoruz arkadaşlar. Ülkeler serisi. Bu seriyle sizi kültürel bir yolculuğa çıkaracağım. Dünyanın dört bir yanından farklı ülkeleri daha önce hiç anlatılmadığı şekilde izleyecek ve tüm ayrıntılarıyla tanıyacaksınız. Tarihini, doğal güzelliklerini, mimarisini, ekonomisini öğrenecek ve bu ülkelerde yaşayan halkların kültürünü ve yaşam biçimini bütün çıplaklığıyla göreceksiniz.
İlk durağımız İtalya. Sanatın, turizmin, tarihin, spor arabaların ve modanın başülkesi. Dünyanın en çok UNESCO kültür mirasına sahip olan toprağı. Paha biçilmez sanat eserleri barındıran müzeleriyle, eşsiz doğal güzelliğe sahip kıyı şeritleriyle ve insanı yüzyıllar öncesine götüren tarihi mekanlarıyla insanı adeta büyüleyen bir açık hava müzesi. Her yıl, kendi nüfusundan bile daha fazla turist çeken bir turizm destinasyonu. Dünyanın kültürel, toplumsal ve siyasi değişiminde önemli payı olan Rönesans’ın, doğum yeri.
İtalya, yüzyıllar boyunca kültür ve romantizm arayışındaki pek çoklarının ilgisini çekti. İtalya’nın köklü tarihi, sanatı, mimarisi, müzik ve edebiyat geleneği, mutfağı ve şaraplarıyla rekabet edebilecek pek az ülke var. Roma İmparatorluğu’nun doğum yeri olan bu ülke içerisinden Leonardo da Vinci, Michelangelo, Donatello, Caravaggio, Rafaello ve Botticelli gibi pek çok sanatçıyı çıkarmış. Bunun yanında Cicero, Seneca, Fibonacci, Bruno, Galileo, Cassini, Avogadro, Volta, Fermi, ve Marconi gibi pek çok filozof ve bilim insanı da yine İtalya’dan çıkmış.
Eh bir de İtalya deyince aklımıza hemen dünyaca ünlü İtalyan markaları geliyor. İtalyanlar, özellikle tekstil ve otomotiv sektöründe pek çok dünyaca ünlü markaya sahip. Gucci, Prada, Versace, Armani, Benetton, Bulgari, Diesel, Dolce&Gabbana, Vespa, Ferrari, Lamborghini, Maserati, Pagani, Fiat, Alfa Romeo, Lancia, Pirelli, Nutella, Barilla, Lavazza ve daha burada sayamayacağım kadar çok dünyaca ünlü marka İtalya kökenli.
Ülkenin modern görünümünün altında yatan aykırılık da ayrı bir büyüleyici. İtalya, II.Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın en ileri 10 ekonomisinden biri haline geldi ama yine de gelenek ve göreneklerine bağlı kalmayı sürdürdü.
Bu videoda İtalya’nın kısa tarihinden coğrafyasına, demografisinden kültürüne, en güzel turizm destinasyonlarından İtalyan mutfağına kadar pek çok konuyu inceleyeceğiz. Belli başlı sanat eserlerine ve mimari yapılara bir göz gezdireceğiz. Ayrıca dünyayı değiştirmiş büyük İtalyanlar’ı kısaca bir tanıyacağız. Sizleri eşsiz bir İtalya turuna çıkaracağım.
Hazırsanız başlıyoruz.
İçindekiler
- Coğrafya ve İklim
- Demografi
- İtalya’nın Kısa Tarihi
- İtalya’nın Doğal ve Tarihi Güzellikleri
- Kuzeydoğu İtalya
- Kuzeybatı İtalya
- Orta İtalya
- Güney İtalya
- Sicilya Adası
- Sardinya Adası
- İtalya’da Turizm
- İtalya’da Sanat
- İtalyan Kültürü
- Gelenek, Görenek ve Nezaket Kuralları
- Mutfak
- Spor
- İtalya’da Ekonomi
- Büyük İtalyanlar
- Sonuç:
- Kaynaklar ve İleri Okuma
Coğrafya ve İklim
İtalya Avrupa Kıtası’nın en güneyinde yer alan birkaç ülkeden biri. Anakaradan Akdeniz’e çıkıntı yapan uzun, çizme biçiminde bir yapısı var. Alpler’in çizdiği geniş bir eğriyle Avrupa’dan ayrılmış. 301.268 km²’lik bir alana sahip. Kuzeyinde Fransa, İsviçre, Avusturya ve Slovenya ile sınır komşusu. Güneyde ise İtalya Yarımadası’nın tamamı ile birçok küçük adaya ek olarak iki büyük Akdeniz adası; Sicilya ve Sardinya’yı kapsıyor. Akdeniz’in tam ortasında yer alan ülkenin sağında Adriyatik ve İyon Denizi, Solunda ise Ligurya ve Tiren Denizleri var.
Ülkenin en uzun nehri olan Po, endüstri bölgesi olan Kuzey İtalya boyunca uzanırken, Apennin Dağları, çizme biçimindeki yarımadayı boydan boya kesiyor. Zaten İtalya’nın %35’inden fazlası dağlık. 4810 metreyle Avrupa’nın en yüksek noktası olan Mont Blanc da İtalya sınırları içerisinde yer alıyor.
Başkent Roma. Fakat aslında ülkede 1948 anayasasıyla ayrılmış 20 farklı eyalet bulunuyor. Her eyaletin bir de kendi başkenti var. Bu eyaletler arasında kültürel ve ekonomik anlamda büyük farklılıklar olabiliyor. Çünkü İtalya geçmişte birçok küçük şehir devletinin birleşimi sonucunda bir ülke haline gelmiş.
İstanbul’dan Roma’ya uçakla 2 saat 40 dakikalık bir yolculukla gidebiliyorsunuz. Ülke, sıradan yani umuma mahsus bordo pasaporta sahip Türk vatandaşları için Schengen Vizesi istiyor. Bu vizeyle Schengen Ülkeleri içerisinde seyahat edebilirsiniz.
İtalya’nın dünyada nadiren gördüğümüz ilginç bir özelliği var. İçinde iki farklı ülke barındırıyor. Mikrodevletler olarak anılan San Marino ve Vatikan egemen devletleri tümüyle İtalya içindeki özerk devletler ve tek komşuları İtalya. Bu tür bölgelere “anklav toprak” deniyor.
Benzer şekilde İtalya’nın da küçük bir toprağı bir başka devletin, İsviçre’nin içerisinde. Campione d’Italia adı verilen bu toprak parçasının İtalya’yla doğrudan bir bağlantısı bulunmuyor. Bu duruma ise “ekslav toprak” deniyor.
İtalya’nın coğrafyası gerçekten eşsiz bir yapıya sahip. Çizme boyunca tren yolculuğu yaparsanız doğanın ne kadar büyük bir hızla değiştiğini hemen fark edersiniz. Burası sıcak bir ülke olarak bilinse de aslında iklim özellikleri son derece çeşitli. Yarımadanın kıyı kesimleriyle, yüksek rakımlı iç bölgeler ve vadiler arasında büyük iklim farkları var. Ülkenin büyük bölümüne egemen olan tipik Akdeniz ikliminin yanı sıra iç kesimlerde karasal iklim görebilirsiniz.
Demografi
İtalya’da toplam nüfus yaklaşık 59 milyon. Burası dünyanın en kalabalık 25., Avrupa’nın en kalabalık 6. ülkesi. Fakat nüfus şu anda azalma eğiliminde. İtalya’da insanlar çocuk sahibi olmak konusunda pek hevesli değiller. Avrupa’nın en düşük doğum oranına sahip ülkelerinden biri İtalya. Malta ve İspanya’dan sonra 3. sırada geliyor. Ayrıca Japonya’dan sonra dünyanın yaşlı nüfus oranı en yüksek ülkesi. Nüfusun %23’ü 65 yaşın üzerinde. Bu ülkede ortalama yaşam süresi oldukça yüksek. Erkeklerde 80’ken kadınlarda 84.
İtalya’da ikamet eden yaklaşık 5.5 milyon yabancı uyruklu insan var. Bu Avrupa’daki en yüksek sayı. Göçmenlerin çoğu Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika’dan gelmiş. Nüfusun %90’ı İtalyan, %2’si Romanyalı, %1’i Afrikalı, %1’i Arnavut ve %6’sı ise diğer milletlerden oluşuyor. Bu, çeşitli milletlerden oluşan nüfusun %99.2’si okuma yazma biliyor.
Ülkenin en kalabalık kenti olan başkent Roma’nın nüfusu 2.8 milyon. Diğer büyük şehirler ise 1.4 milyon nüfusuyla Milano, 900 bin nüfusuyla Napoli ve 850 bin nüfusuyla Torino.
Resmi dil İtalyanca. Fakat İtalya aslında Avrupa’nın dil açısından en çeşitli ülkelerinden biri. Her kültürel bölgeye özgü İtalyanca lehçelerinin yanında farklı bölgelerde azınlıklar birçok başka dili de konuşuyor.
İtalyanlar dilleriyle gurur duyuyorlar ve başka bir dil öğrenmeye ihtiyaçlarının olmadığını düşünüyorlar. İngilizce İtalya’da zorunlu bir ders olarak öğretilse de ülkede İngilizce bilme oranı oldukça düşük. Sadece %15 civarında. Eğer büyük turistik şehirlerden birinde yaşamıyorsanız İngilizce bilmek İtalya’da yaşamak konusunda size pek de yardımcı olmayacaktır.
Din
1984 Lateran Antlaşması’ndan bu yana, İtalya’nın resmi bir dini yok. Ancak ülkede büyük oranda hakim olan din Katolik Hristiyanlık. Nüfusun %75’i Katolikler’den, %4’ü diğer Hristiyanlarlar’dan, %4’ü Müslümanlar’dan oluşurken %2’si ise diğer dinlere mensup. %15’i ise hiçbir dine inanmıyor.
Son yıllarda dinsel gerekliliklerini yerine getiren Katoliklerin sayısında büyük bir düşüş gözlemleniyor. Roma, Katolik inancın merkezi konumunda olsa da, günümüzde pek çok İtalyan yaşamlarında dinsel unsurlara yer vermemeye başladı. Ancak dini bayramlarda ayinlere katılıyorlar. Giderek artan göçlerin sonucunda diğer inançlara bağlı olanların sayısında da artış gözleniyor.
Büyük çoğunluğunu Roma Katolikleri’nin oluşturduğu İtalya’da günah çıkarma, vaftiz etme, kutsal yağ sürme, düğün, cenaze gibi önemli kutlamalar ve törenler kilisede yapılıyor. Ayrıca kiliselerde düzenlenen birçok önemli ayin var. Bunların arasında en popüler olanı “Rabbin Sofrası” adlı dini tören. Bu törende mayasız ekmek ve şarap tüketilerek, İsa’nın çarmıha gerilmeden önceki gece 12 havarisi ile yediği Son Akşam Yemeği anılıyor.
İtalya’nın Kısa Tarihi
Yavaş yavaş İtalyan halkının kültürüne oradan da İtalya’nın tarihi ve doğal güzelliklerine geçeceğiz ama bir ülkeyi iyi tanımak için önce onun geçmişini öğrenmemiz lazım.
O yüzden gelin size kısaca İtalya’nın tarihinden bahsedeyim.
Etrüskler
İtalya’nın tarihini Etrüskler’e kadar götürebiliriz. İlk İtalyanlar diyebileceğimiz bu halk o dönemdeki diğer kavimlerden çok daha ileri bir uygarlık düzeyindeydi. Mezarlarında bulunan freskler, mücevherler ve çanak çömlekler, yüksek bir sanatın ve kültürün en net kanıtları. Dilleri kadar, kökenleri de bilinmeyen ve M.Ö. 9. yüzyıldan sonra Orta İtalya’ya yayılan Etrüsklerin en büyük rakibi Yunanlardı. Etruria hiçbir zaman devlet olamadı, gevşek bir konfederasyon olarak kaldı. Etrüsk kralları M.Ö. 6. yüzyılda, günün birinde kendilerini yok edecek olan Roma’yı yönetmişlerdi.
Cumhuriyetten İmparatorluğa
Etrüsklerden sonra İtalya topraklarında Romalılar’ın hakimiyeti başladı. M.Ö. 509’da Roma Cumhuriyeti kuruldu.
Pek çok kabile arasından, yarımadayı zapt etmek üzere yola çıkan Romalılar dillerini, geleneklerini ve kanunlarını geniş bir coğrafyada kabul ettirdiler. Roma’nın başarısı; askeri yeteneği ve toplumsal yaşamdaki örgütlenmesinden kaynaklanıyordu. Devlet şekli, her yıl seçilen iki konsülün yönettiği bir cumhuriyetti. Fethedilen topraklar çoğaldıkça, iktidar, Julius Caesar gibi generallerin eline geçti. Cumhuriyet işlemez hale geldi ve Caesar’ın varisleri ilk Roma imparatorları oldular. M.Ö. 27 yılında Roma İmparatorluğu kurulmuştu.
Roma İmparatorluğu
Roma İmparatorluğu’nun gücü Augustus ve Traianus gibi imparatorların hükümdarlığı altında İngiltere’den Kızıldeniz’e kadar yayıldı. Neron gibi imparatorların israflarına rağmen, vergiler ve askeri seferlerden elde edilen ganimetler imparatorluğun kasasını doldurmaya devam etti. M.S. 2. yüzyılda Traianus, Hadrianus ve Marcus Aurelius’un yönetiminde köleler işleri yaparken, Romalılar refah içinde yaşıyordu. Halk, eğlence için hamamlara, tiyatrolara ve oyunlara gidiyordu. Gladyatör dövüşleri bu dönemde çok popülerdi.
İmparatorluğun Dağılması
Roma İmparatorluğu’nun tarihindeki dönüm noktalarından biri İmparator Constantinus’un Konstantinapolis’te ikinci bir Roma yaratmak istemesi ve M.S. 312’de Hristiyanlığı kabul etmesi oldu. 5. yüzyılda imparatorluk Batı Roma ve Doğu Roma olarak ikiye bölündü. Batı Roma İmparatorluğu işgalci Germen kabilelerine dayanamadı ve İtalya, önce Gotlara sonra Lombardlara yenik düştü. Çağının en zengin ve güçlü şehri haline gelen Ravenna, İtalya’nın bazı bölgeleri üzerindeki sözde gücünü korurken, Roma’nın büyük sarayları ve arenaları yıkıntılara dönüştü. Fakat Doğu Roma İmparatorluğu 1453 yılında Konstantinopolis’in düşmesine kadar varlığını sürdürdü.
Venedik’in Yükselişi
Orta Çağ’da yabancı işgalciler, papalar ile imparatorlar arasındaki iktidar mücadelesine katıldılar. Kuzey kentleri, feodal lordlara karşı bağımsızlıklarını ilan ettiler. Bunların en güçlüleri olan Venedik; Dük ve Büyük Konsey tarafından yönetiliyordu ve Doğu ile yaptığı ticarete ek olarak, Kutsal Topraklar’da Müslümanlar’la savaşmak üzere Haçlıları taşıdığı seferler sonucu zenginleşmişti. Venedik’in denizcilikteki rakipleri Cenova ve Pisa’ydı.
Geç Orta Çağ
Papa ile imparator arasındaki eski kavgalar 14. yüzyıl boyunca canlı kalmaya devam etti. Hatta daha da büyüdü. Lombardiya ve Toscana kentleri, bu politik kargaşayı güçlerini artırmak amacıyla kullandı. Bu çalkantılı ortama rağmen Duccio ve Giotto gibi sanatçılarla resimde yeni bir dönem başladı. Yine bu dönemde Dante ve Petrarca gibi Floransalı şairler İtalyan edebiyatının temellerini attılar.
Rönesans
15. yüzyılda İtalya, sanat ve bilimde Antik Yunan ve Roma uygarlıklarından bu yana Avrupa’da benzeri görülmemiş bir gelişmeye tanık oluyordu. Mimarlar, Gotik tarzdan Klasik modellere dönerken, resimdeki yeni perspektif ve anatomi anlayışı, Leonardo da Vinci, Raffaello ve Michelangelo gibi büyük ustaların da aralarında bulunduğu bir sanatçı nesli yarattı. Floransa’daki bu kültürel “yeniden doğuş”un hamiliğini Mediciler’in öncülüğündeki zengin aileler üstlenmişti. Bu aileler, aralarındaki yoğun rekabete rağmen, Rönesans’ın yeşerdiği gergin bir dönemle başa çıkmayı başarmışlardı.
Katolik Deformasyonu
Roma’nın 1527’de yağmalanmasından sonra, İspanya Kralı olan I. Carlos, Papa VII. Clemens’in elinden V. Karl olarak Bologna’da imparatorluk tacını giydi. Protestan tehdidine karşı, Katolik Reformasyonu olarak bilinen ve Engizisyon tarafından desteklenen bir dizi uygulama başlattı. Denizaşırı topraklarda insanoğlunun ruhu için sürdürülen savaşı üstlenmek üzere yeni tarikatlar kuruluyordu. Çağın misyoner ruhu, Barok sanatın dramatik biçimlerine de esin kaynağı oldu.
Grand Tour (Büyük Tur)
1748’de yapılan Aix-la-Chapelle Anlaşması 50 yıllık bir barış döneminin başlangıcıydı. Bu dönemde İtalya, büyük sanat hazineleriyle Avrupa’nın ilk büyük turizm merkezi oldu. Genç İngiliz “milord”ları Roma, Venedik ve Floransa’yı yeni bir hac yolculuğu sayılan Büyük Tur seyahatinin bir parçası olarak ziyaret ederlerken, sanatçılar Roma’nın parlak geçmişinden ilham alıyorlardı. 1800 yılında İtalya’yı işgal eden ve ülkenin kısa bir süre için birleşmesini sağlayan Napoleon, ülkeyi eski düzeni yıkmakla tehdit ettiyse de 1815 yılında statüko yeniden sağlandı.
Risorgimento
Ve geldik Risorgimento’ya.
Risorgimento yani İtalya’nın birleşmesi hareketi, İtalyanlar için çok önemli bir tarih dönemi. Sözcük anlamı “yeniden diriliş” olan ve yaklaşık 50 yıl süren bu süreç 1870 yılında İtalya’nın birleşmesiyle sonuçlanan özgürlük savaşını tanımlıyor.
1848 yılında yurtseverler Milano ve Venedik’te Avusturyalılar’a, Sicilya’da Bourbonlar’a ve cumhuriyetin ilan edildiği Roma’da papaya karşı ayaklandılar. Garibaldi cesaretle cumhuriyeti savundu, ancak ayaklanmalar bölgeseldi. 1859 yılında, II. Vittorio Emanuele’nin başa geçmesiyle hareket düzenli hale geldi. Yıl 1861 olduğunda, 10 yıl sonra yenik düşen Roma ve Venedik dışında her yer fethedilmişti. İtalya büyük ölçüde birleşmiş ve başkenti Torino olan İtalya Krallığı ilan edilmişti. 1866’da Venedik alındı ve nihayet 1870’te ise Roma, kraliyet yanlılarına yenildi. Böylece yeni krallığın başkenti oldu. 1871’de İtalya’nın sınırları günümüzdekine çok yakındı.
Modern İtalya
1915 yılında İtalya I. Dünya Savaşı’na girdi. 1922’de ise Faşist Mussolini, hükümeti kurmak için görevlendirildi. Mussolini’nin önderliğindeki Faşizm, İtalyanlar’a zafer vaat etti, ama utanç getirdi. Buna rağmen İtalya, 20. yüzyılın başında hayal bile edilemeyecek bir yaşam standardı yakalayarak Avrupa’nın önde gelen ekonomilerinden biri olmuştu. 1946’da II. Dünya Savaşı sonrası cumhuriyet rejiminin kurulması için referanduma gidildi. Sonunda demokratik bir cumhuriyet kurulmuştu ve uzun süreli bir ekonomik büyüme dönemi yaşandı. Bugün, istikrarsız koalisyonlar ve bürokratların yaptığı yolsuzluklara rağmen İtalya, gelişmiş ülke olmayı başardı.
İtalya’nın Doğal ve Tarihi Güzellikleri
Alpler’den Sicilya’nın güney ucuna kadar uzanan İtalya, dünyanın büyüleyici bir sahne olduğunun en somut kanıtı. Mimarlar ve heykeltıraşlar bu ülkenin parklarını, sokaklarını ve meydanlarını yüzyıllar boyunca setleri gibi kullanmışlar. Bütün bu güzellikler İtalya topraklarının doğal güzellikleriyle de birleşince ülkeyi daha bir eşsiz kılmış.
İtalya, sanat köklü, parlak bir geçmişe sahip. İtalyanlar bununla gurur duyuyorlar. Ülkede 100 binin üzerinde anıt; yani arkeolojik bölgeler, katedraller, kiliseler, saraylar ve heykeller bulunduğunu ve hepsinin büyük tarihi önemi olduğunu düşünürsek, bunların bakımı için ayrılan fonlarda sıkıntı yaşanması şaşırtıcı olmasa gerek. İtalya’nın brüt ulusal geliri içinde turizm %12 civarında yer tuttuğu için mümkün olduğu kadar çok sayıda bina ve koleksiyonun ziyarete açılması için büyük çaba harcıyorlar.
Elbette ülke tarihine ayna tutan kiliseleri, sarayları ve müzeleri, içine girip keşfetmek en güzeli. Ama eğer bir tadilattan ya da aşırı yoğunluktan dolayı bunu yapamıyorsanız üzülmeyin; onları dışarıdan seyretmek de güzel. Bir kafenin sokağa atılmış masasına oturup kendinizi bu atmosferin içinde hissedebilirsiniz. Öte yandan kumsalda, dalgaların kıyıya vurmasını, Alp’lerde karların yere düşmesini ya da İtalya’nın en güzel göllerinde ördeklerin suyun üzerinde süzülmesini de seyredebilirsiniz.
Bu bölümde bunları uzaktan da olsa yapmaya çalışacağız. İtalya’nın doğal ve tarihi güzelliklerine yakından bakarken size İtalyan mimarisinin en nadide eserlerini yakından tanıtacağım.
Kuzeydoğu İtalya
İlk olarak Kuzeydoğu İtalya’ya bakalım.
Burada ilk göze çarpan yer eşsiz güzelliğiyle Dolomit Dağları (Dolomiti).
Dolomitler İtalya’nın en ilgi çekici ve en güzel dağları. Triasik dönemde denizler altında olan ve 60 milyon yıl önce Avrupa ve Afrika kıtalarının çarpışmasının ardından su üstüne yükselen minarelleşmiş mercandan oluşmuşlar. Dolomitler’in doğu kesimi, özellikle de çarpıcı güzellikteki Catinaccio dağ sırası, gün doğumunda büründüğü gül pembe rengiyle çok etkileyici.
İnanılmaz manzaralarla dolu bu bölgede kışın kayak, yazınsa patikalar boyunca gezintiler ve dağ yürüyüşleri yapabilirsiniz. İyi işaretlenmiş rotalarla, çiftlik evlerine ve harika yemekler tadabileceğiniz dağ restoranlarına çıkabilirsiniz. Dinlenme merkezlerinden kalkan telesiyejlerle, nefes kesici manzaraları izleyebilirsiniz.
Kuzeydoğu İtalya’da karşımıza çıkan bir başka doğa harikası ise göller.
Mesela Misurina Gölü (Lago di Misurina) kendine has iklim özellikleri sayesinde solunum yolu hastalıkları olanlar için bir cennet. Gölün berrak suları, yazın etrafını çevreleyen dağların görüntüsünü ve Sorapiss gibi çeşitli tepelerin titreşen renklerini bir ayna gibi yansıtıyor. Bu da ressamlara ilham verecek denli güzel manzaralar ortaya çıkarıyor. Kışınsa donmuş gölün üzerinde polo sporu yapılıyor.
Garda Gölü (Lago di Garda) ise İtalya’nın en büyük gölü. Kuzey İtalya’nın en güzel bölgelerinden biri ve çok önemli bir turizm destinasyonu. Her yıl milyonlarca insan tarafından ziyaret ediliyor. Burası, sayısız spor tesisine ve büyüleyici tarihi yapılara ev sahipliği yapıyor. Zirveleri karlarla kaplı dağların muhteşem manzarası da ayrı bir güzel. Ayrıca yaz sonunda düzenlenen şarap festivaliyle de ünlü.
Kuzey İtalya bölgesinin en önemli doğal güzelliklerinden bir diğeri ise elbette ki Venedik.
Venedik
Kanallarıyla ünlü bu muhteşem şehir, geçmişte İtalya Yarımadası’nın doğuya açılan kapısıydı. 10. yüzyılda bağımsız bir Bizans eyaletiydi. Doğu’yla sürdürdüğü ticari bağları ve 1204 yılında Haçlı Seferleri’nde elde ettiği zaferlerle Avrupalı ve Osmanlı rakipleri karşısında büyük bir zenginlik ve güç kazanmıştı. Bu köklü tarihi onun bugün hala büyüleyici bir şehir olmasında büyük rol oynuyor. Şehrin dört bir yanını süsleyen sanat eserlerinde ve etkileyici yapılarda bunu görebiliyoruz.
Adriyatik Denizi’nin gelgit sularının ortasında, bir dizi sığ adacığın üzerine kurulmuş olan bu şehir dünyanın en eşsiz şehirlerinden biri. Bugün Venedik’teki tarihi yapılar; müzelere, mağazalara, otellere dönüştürülmüş olsa da son 200 yıl içinde Venedik’i oluşturan doku çok az değiştirilmiş. Üstelik buraya arabaların girmesi de yasak. Kentte sadece ayak seslerinin yankılarını ve gondolcuların seslenişlerini duyuyorsunuz. Hala o eski aşınmış sokaklarda yürüyor ve tarihi köprülerden geçiyorsunuz. Her yıl 20 milyonu aşkın ziyaretçi, her noktasında geçmişin ihtişamına tanık olabileceği bu sokakları ve suyla dolu romantik kanalları ziyaret ediyor.
Venedik birçok kanaldan oluşsa da kentin suyla dolu olan en önemli caddesi kenti ikiye bölen Büyük Kanal (Canal Grande). Kentin ortasından kıvrılarak geçen bu kanalı görebilmenin en iyi ve ucuz yolu ise vaporetto’lar, yani deniz otobüsleri. Bu ucuz yolculuk şehre ilk bakışı atmak için harika bir fırsat. Eni 30 ve 70 metre arasında değişen 3.8 kilometre uzunluğundaki Büyük Kanal’ın iki kıyısı da ticaretin canlı olduğu parlak günlerden kalma pazarlara ve ambarlara ev sahipliği yapıyor. Ayrıca kanal boyunca hemen her biri bir zamanların önemli ailelerinden birinin adını taşıyan saraylar göze çarpıyor. 500 yıllık bir dönemde inşa edilmiş olan saraylar kent tarihine tanıklık etmeniz için sizin ziyaretinizi bekliyorlar.
Kanalın ikinci kıvrımında San Marco meydanına yaklaşırken manzara giderek daha da güzelleşiyor. Ve sonunda meydanda sizi San Marco Bazilikası karşılıyor. Binaların cephelerinde renkler solmuş, temeller taşkınlarla yıpranmış olsa da birçok Venedikli’ye göre Büyük Kanal dünyanın en güzel caddesi.
Yapımına 13. yüzyılda başlanan Venedik’teki San Marco Bazilikası (Basilica di San Marco) Doğu ile Batı’nın mimari ve dekoratif tarzlarını birleştiren Avrupa’nın en göz alıcı yapılarından biri. Klasik, Romanesk ve Gotik mimarinin uyumunu yansıtsa da esin kaynağı aslında Bizans olan, muazzam bir yapı. Aziz Markos’un mirasını korumak ve Venedik tarzını yaşatmak için gösterişli biçimde süslenmiş. Dış bölümü, 1204 yılında Konstantinopolis’ten getirilen ünlü bronz atların kopyaları, sütunlar, rölyefler, mermer heykeller gibi pek çok detayla süslenmiş. Venedik Cumhuriyeti’nin denizaşırı hazineleri Bazilika’nın her bir noktasına görkemli bir şekilde yerleştirilmiş. Farklı dönemlerden kalma mozaikler beş giriş kapısını süslerken, ana giriş kapısı İtalya’nın en incelikli Romanesk unsurlarıyla bezenmiş. Bazilika’nın içi de dışı gibi muazzam sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor.
Venedik’in önemli sembol yapılarından bir diğeri ise Rialto Köprüsü (Ponte di Rialto). Büyük Kanal üzerindeki dört köprüden biri olan bu zarif yapı şehrin en ünlü noktalarından biri. Venedik’in ara kanalları arasında daha pek çok küçük harika köprüler var. Bu şirin köprülerden birinin üzerinde durakladığınız zaman kulağınıza sadece dalgaların yosun tutmuş duvarlara çarpan sesi veya nereden çıktığını anlayamadığınız bir gondolun fışırtısı geliyor. Venedik gerçekten de ayrılmak istemeyeceğiniz bir şehir.
Bu şehirde yapabileceğiniz en ünlü aktivite ise hiç şüphesiz gondol gezisi. Vaporetto’lar gibi motorlu olmayan, yaklaşık 10 metre uzunluğunda ve kıç tarafından tek kürekle yürütülen bu su taşıtları adeta Venedik’in simgesi. Yüzyıllar boyunca Venedik’te önemli bir ulaşım aracı olarak kullanılan gondollar modern zamanlarda neredeyse tamamen turistik amaçlarla kullanılıyor. Yalnız Venedik’in dar kanallarında gondolla seyahate çıkmadan önce kazıklanmamaya dikkat edin. Zira gondollara o kadar çok talep var ki zaten yüksek olan resmi ücretlerin üzerine ilave yapan gözü açıklara denk gelmeniz hiç de şaşırtıcı olmaz.
Kuzeybatı İtalya
Şimdi geldik Kuzeybatı İtalya’ya.
Burada ve aslında genel olarak Kuzey İtalya’da karşımıza çıkan en önemli doğal güzelliklerden biri elbette ki Alpler.
Alpler, Orta Avrupa’da yer alan büyük bir dağ silsilesi. İsviçre, Avusturya, Kuzey İtalya ve Fransa’nın pek çok bölümünü kaplıyorlar. Doğudan batıya 800 km’lik uzunluğu ve 200 km genişliğiyle bir kavis çizen, Orta Avrupa’nın hilal şeklindeki bir coğrafik özelliği. Dağların zirvelerinin ortalama yüksekliği 2500 metre. Ama en yüksek noktası Fransa ve İtalya’nın birleştiği yerde bulunan Mont Blanc Tepesi. Karlarla kaplı bu tepe deniz seviyesinden 4810 metre yükseklikte.
Dik yamaçları, büyük cüsseli kayalıkları, sonsuz yeşil meraları ve en önemlisi yemyeşil ve dolu dolu ormanları ile Alpler gerçekten bir masallar diyarı. Kışın kaplanan kalın beyaz örtü ise Alpler’i daha bir güzel yapıyor. Yine bu bölgenin kendisine has, çocukluğumuzdaki yılbaşı kartpostallarından hatırlayacağımız ağaçtan evleri de bölgeye bir başka kişilik katıyor.
Bu muazzam dağ silsilesinde yapılan önemli etkinliklerden biri kayak. Kayak yapmak Avrupalılar için adeta bir yaşam biçimi. Alpler’i gördüğünüz zaman anlıyorsunuz ki Heidi’nin dedesinin evi, Peter’in keçi otlakları ve dağlardan yokuş aşağı bakan ulu ağaçlar falan hepsi gerçekten varmış. Hatta Ressam Bob’un resimlerinde arka plana çizdiği o puslu dağlar hayal değilmiş. Hepsi Orta Avrupa’nın ulu dağları Alpler’deymiş.
Alpler’in batı tarafında bulunan Gran Paradiso Ulusal Parkı (Parco nazionale del Gran Paradiso) ise etkileyici dağların ve kırların oluşturduğu bir başka doğa harikası. İtalya’nın en önemli ulusal parkı. Burası, ender yabani hayvanları ve bitkileriyle, yürüyüş meraklıları için el değmemiş bir sığınak olarak kabul edilse de, kış ayları boyunca kayak olanakları da sunuyor. Parkın hakimiyeti, kalın ve kıvrık boynuzlarıyla dikkat çeken dağ keçilerinin elinde.
Kuzeybatı İtalya’da Portofino diye bir belde bulunuyor ki İtalya’nın en güzel tatil beldelerinden biri. Buradaki koyda bulunan pastel renkli evler, yatlarla dolu bir limanı çevreliyor. Bu küçük nüfuslu sahil beldesi İtalya’nın ve Avrupa’nın en resimsel yerleşkelerinden biri kabul ediliyor.
Varlıklı insanların ve ünlü simaların yatlarıyla dolu Portofino’ya karadan ya da tekneyle ulaşabilirsiniz. Şehrin üst kesiminde ejderha avcısı Aziz George’a ait olduğu söylenen kalıntıların korunduğu San Giorgio Kilisesi ve bir şato yer alıyor.
Kuzey İtalya genel olarak gölleriyle meşhur ve Kuzeybatı İtalya’da da çok güzel göller var. Maggiore Gölü ve Como Gölü hemen öne çıkanlar arasında.
Maggiore Gölü (Lago Maggiore) İsviçre Alpleri’ne kadar uzanan büyük bir alana yayılmış. Gölün çevresini saran dağlar dolayısıyla hem yazın hem de kışın ılıman bir iklimi var. Bu nedenle göl kıyılarında Akdeniz iklimi bitkilerini görebiliyorsunuz.
Gölü güzelleştiren etmenler arasında üzerlerinde harika el yapımı bahçeler bulunduran adaları var. Avrupa’da ün yapmış olan bu özel bahçeler adeta cennetten bir köşe. Bunların arasında Isola Madre, Isola Bella ve Isole di Brissago adaları en büyük olanları. Ayrıca Verbania’daki Villa Taranto Bahçesi gibi anakarada bulunan birçok bahçe de bu bölgenin güzelliğine güzellik katıyor.
Maggiore Gölü’nün hemen yanında ise yine harika bir güzellik olan Como Gölü (Lago di Como) uzanıyor. Dağlar ve engebeli yamaçlardan oluşmuş pastoral bir arazide yer alan Como Gölü asırlar boyunca buraya dinlenmeye, tepelerde yürüyüş yapmaya ya da tekneyle gezmeye gelen ziyaretçilerin ilgisini çekmiş bir başka göl. Lades kemiğini andıran, ince ve uzun göl, hem yukarıdaki Alpler’in, hem de aşağıdaki varlıklı Como ve Lecco kasabalarının güzel manzaralarına sahip.
İtalya’nın kuzeybatısı da kuzeydoğusu gibi sadece doğal güzellikleriyle değil; sanatıyla, mimarisiyle ve sanayisiyle de ünlü. Dünyanın en iyi giysi, mobilya ve otomobil tasarımları bu bölgeden çıkmış. Bütün bunların kesiştiği yer ise Kuzeybatı İtalya’nın en önemli şehri Milano.
Milano
Moda, alışveriş, finans, otomotiv ve son yıllarda skandallar Milano’nun dünya çapında ünlü olduğu konuların başında geliyor. Çekici ve yaratıcı olmasının yanında varlıklı bir kent olan Milano, İtalyan ekonomisinin de can damarı. Alpler’den geçen yolların kesiştiği yerde bulunan Milano, geçmişte de önemli bir ticaret merkeziydi. Günümüzde İtalya’nın en kozmopolit ve şık yüzünü yansıtıyor. Bu şık ve hareketli metropol, ziyaretçilerine, Milano usulü kültürel etkinlikler, gastronomik maceralar ve özel tasarım ürünleri gibi büyüleyici ayrıcalıklar sunuyor.
İtalya’nın en zengin kentlerinden biri olan Milano’da alışveriş yapmak, ünlü tasarım ürünlerinden satın almak anlamına geliyor. Yüksek moda ürünlerinin sergilendiği gösterişli mağazalar, başta kent merkezindekiler olmak üzere, son derece şık ve pahalı. Eğer zengin değilseniz merak etmeyin çünkü Milano, sahip olduğu çok sayıda bağımsız modaevi ve butik sayesinde, değişik zevklere de hitap etmeyi başarıyor.
Şık mağazalar, spor araba galerileri ve kusursuz restoranlar gibi çekiciliklerine karşın, burası genellikle bir tatil mekanı olarak düşünülmüyor. Fakat bu turistik bir bölge olmadığı anlamına da gelmiyor. Leonardo da Vinci’nin Son Akşam Yemeği ya da büyüleyici Milano Katedrali gibi birçok nokta burasını sanatsever turistler için de son derece çekici kılmaya devam ediyor.
Dünyanın hiçbir büyük şehrinde bir katedral, kent merkezine bu kadar hakim değil. Gün boyunca, özellikle de akşam saatlerinde kalabalık olan Katedral Meydanı, Avrupa’nın en hareketli meydanlarından biri. İtalya’da Alevli Gotik Mimari’nin en gösterişli örneklerinden biri olan Milano Katedrali (Duomo di Milano) sivri kuleleri ve heykellerle dekore edilmiş ön cephesiyle insanı gerçekten büyülüyor. Kapladığı 11.700 m² zemin alanı ile İtalya’nın en büyük, Avrupa’nın ise 4. büyük katedrali.
Katedralin yapım çalışmalarına 1386’da, Visconti ailesi döneminde başlanmış. Burada görev alan İtalyan, Fransız, Flaman ve Alman mimarların ortaya çıkardığı zengin ön cephe 1813’te tamamlanmış. Son detayların bitmesi ise 1965 yılına kadar uzamış. Anlayacağınız katedralin yapımı 6 yüzyıl sürmüş.
Eğer bir gün buraya yolunuz düşerse çatıyı gezmeye de zaman ayırın. Çünkü katedralin çatısı da belli bir ücret karşılığında ziyaretçilere açık. Fakat uzaktan pek seçilemeyen bu muhteşem zarif payandaları ve her biri ayrı birer sanat eseri olan heykelleri yakından görmeye değer.
Katedralin dışı gibi içi de çok sayıda anıt ve sanat eserine ev sahipliği yapıyor. 52 sütunla bölünen geniş iç mekan, 15. yüzyıldan kalma mükemmel vitray pencerelerden süzülen ışıkla aydınlatılmış. İçerideki en ünlü heykel, yüzülmüş derisini omuzlarının üzerine atmış olan Aziz Bartalmay heykeli. Katedralin her metrekaresi muhteşem heykel ve resimlerle dolu olduğu için insan bu yapının tamamlanmasının 6 yüzyıl sürmesine şaşıramıyor.
Milano Katedrali’nin hemen kuzeyinde yer alan alışveriş merkezi Galleria Vittorio Emanuele II ise Milano’nun bir başka önemli mimari yapısı. İtalya’nın en eski aktif alışveriş merkezlerinden biri. 19. yüzyılda açıldığı günden beri Milano burjuvazisinin buluşma yeri olmuş. Cam ve çelik yapısıyla günümüz alışveriş merkezlerinin de ilk örneği olarak kabul ediliyor. Devasa cam kubbesi, ferah aydınlık yapısı, resim ve heykellerle bezeli duvarları ve açık renkli işlemeleriyle başlı başına bir şaheser. Kafeler, restoranlar, mağazalar, kitabevleri ve butikler bu Neo-Rönesans dekorasyona hoş bir uyumla eşlik etmiş.
Milano’da size göstermek istediğim son mimari yapı ise Galleria Vittorio Emanuele’in hemen kuzeyinde bulunan La Scala (Teatro alla Scala).
İtalyanlar, hayatlarının melodramlarını dört duvar arasına taşıyıp buna opera demişler. Opera sanatının en ünlü tapınağı ise elbette ki 1778 yılında yapılan La Scala binası. Verdi, Bellini, Rossini, Puccini ve diğer İtalyan bestecilerin başyapıtları burada yeniden hayat buluyor. Büyük yıldızlar ve divalar son sınavlarını La Scala sahnesinde veriyorlar. Sezon aralıktan mayıs ortasına kadar devam ediyor.
Orta İtalya
Biraz da Orta İtalya’ya bakalım.
Orta İtalya kültür ve tarih açısından zengin şehirleri, ilgi çekici kiliseleri, kuleleri, sarayları ve güzel kır manzarasıyla ziyaretçilerin gözdesi bir yer. Doğal yaşam anlamında Umbria ve Marche’nin yumuşak, pastoral kırları ile pitoresk dağ kasabaları görülmeye değer.
Fakat bu bölgenin en güzel şehri hiç kuşkusuz Rönesans’ın doğum yeri olan Floransa.
Floransa
Floransa, dünyanın en çok turist çeken yerlerinin başında geliyor. Mimari güzellikler, tarihi doku ve sanat, hiçbir yerde bu kadar belirgin değil desek yanlış olmaz. Floransa, 15. yüzyılın sanat ve kültür dolu uyanışı olan Rönesans’ın muhteşem bir başyapıtı. Kentin gurur duyduğu edebi mirasa katkıda bulunan Dante, Petrarca ve Machiavelli gibi yazarların yanı sıra, dünyanın en büyük sanat başkentlerinden biri olmasına olanak sağlayan asıl unsur Botticelli, Michelangelo, Donatello, Raffaello ve Leonardo gibi ünlü ustaların resimleri ve heykelleri.
Floransa’nın gezilmesi gereken belki de yüzlerce noktasından birkaçı özellikle öne çıkıyor. Mesela Floransa Katedrali bunlardan biri. Kentin kalbinde yükselen muhteşem biçimde süslenmiş Katedral ve kiremit renkli kubbesi, Floransa’nın en ünlü sembolü. Latin haçı biçimindeki yapı, Avrupa’nın dördüncü büyük kilisesi ve bugün bile kentin en yüksek binası olarak varlığını sürdürüyor.
Genel olarak geç gotik üslup özelliklerine göre tasarlanmış olan yapı, renkli mermer cephe kaplamalarıyla romanesk üslubu da çağrıştırıyor. Buna karşılık iç mekanda neredeyse Rönesans’ı akla getiren bir yalınlık var. Şimdiye kadar yapılmış en büyük tuğla kubbe olan dev kubbesini ise ünlü mimar Brunelleschi inşa etmiş.
Katedralin hemen yanında bulunan Aziz Giovanni Vaftizhanesi ise rölyef heykelli muhteşem bronz kapılarıyla ünlü. Kapıların her santimetresinde ince işçiliği görebiliyorsunuz. Vaftizhane 4. yüzyıla kadar uzanan tarihiyle Floransa’nın en eski binalarından biri.
Floransa, kiliseleriyle olduğu kadar müzeleriyle de dünyada büyük bir ün yapmış. Gotik’ten, Rönesans ve sonrasına kadar Floransa sanatının en güzel örneklerine sahip olan Uffizi Galerisi, İtalya’nın en büyük sanat müzesi. Burası İtalyan Rönesans resimlerinin dünyadaki en büyük koleksiyonuna sahip olmakla kalmıyor, Hollanda, İspanya ve Almanya gibi farklı ülkelerden sanatçıların başyapıtlarını da görme fırsatını sunuyor.
Yine Floransa’da bulunan ve içerisinde Michelangelo’nun meşhur Davud heykelini barındıran Galleria dell’Accademia da Floransa’nın en önemli müzelerinden biri. Burada Michelangelo’nun başka heykelleri de var. Onun dışında Floransalı sanatçıların çoğunlukla 1300-1600 yılları arası dönemine ait geniş bir resim koleksiyonu da burada bulunuyor. Uffizi Galerisi’nden sonra İtalya’nın en çok ziyaret edilen ikinci sanat müzesi.
Floransa kilise ve müzeleri dışında sarayları ve meydanlarıyla da çok meşhur. Yüzyıllar boyunca İtalya’nın köklü ailelerinin yaşam yeri olan bu şehirde birçok görkemli bina var. Palazzo Pitti, Palazzo Vecchio, Piazza della Signoria ve Piazzale Michelangelo bu saray ve meydanlarda başı çekiyor.
Şimdi sizi Orta İtalya’nın bir diğer önemli turistik merkezine götüreyim. Pisa’ya…
Pisa
Orta Çağ’ın büyük bölümünde, deniz filosu sayesinde Pisa’nın batı Akdeniz’deki hakimiyeti garanti altındaydı. 12. yüzyılda, İspanya ve Kuzey Afrika ile yaptığı ticaret Pisa’ya zenginlik sağladı ve bugün bile Katedral, Vaftizhane ve Eğik Kule gibi Pisa’nın muhteşem binalarına yansıyan bilimsel ve kültürel devrimin temelini attı.
İtalya’nın en büyük sembollerinden olan Pisa Kulesi ve Katedrali Romanesk mimarisinin, özellikle de Pisan Romanesk olarak bilinen tarzın dikkate değer bir örneği. Katedral, İslami esinler de taşıyan geometrik motiflerle süslü. Yapımına 1173 yılında, sellerle taşınmış alüvyonun üzerinde başlanan kule 56 metre yükseklikte.
Katedralin çan kulesi olarak ana yapıdan ayrı inşa edilen kule, 1274 yılında daha üçüncü katın inşası tamamlanmadan eğilmeye başlamıştı. Yumuşak zemin üzerine yapılmış olmasına rağmen yapım çalışmaları sürdü ve 1350 yılında ancak tamamlanabildi. İnşaatın tamamlanmasıyla eğim daha da kötüleşti. Fakat kulenin yer çekimi kurallarına karşı gelmesi birçok kişiyi cezbetti. Bunların arasında, düşen objelerin hızıyla ilgili ünlü deneyini yapmak için kuleye çıkan bilim insanı Galileo da vardı.
1990’da eğim 5,5 dereceye ulaştı. Yapı, 1993 ve 2001 yılları arasında yapılan iyileştirme çalışmaları ile stabilize edildi ve eğim 3,97 dereceye düşürüldü. Bugün güvenli bir şekilde turistlerin ziyaretine açık. Eğer bir gün buraya yolunuz düşerse sadece kuleyi tutmaya çalıştığınız bir fotoğraf çektirmekle kalmayın. Muhteşem sanat eserlerine ev sahipliği yapan Pisa Katedrali’nin içini de mutlaka gezin.
Orta İtalya’da daha gezebileceğiniz binlerce tarihi ve doğal güzellik noktası var. Ama şimdi biz ülkenin en popüler turizm merkezine bakalım. Yani başkent Roma’ya…
Roma
Roma İtalya’nın Lazio eyaletinde bulunan, Avrupa’nın en kadim şehirlerinden biri. 2800 yıllık şehir, sırasıyla ve resmi adlarıyla; Roma Krallığı’nın, Roma Cumhuriyeti’nin, Roma İmparatorluğu’nun, Papalık Yönetimi’nin, İtalya Krallığı’nın ve İtalya Cumhuriyeti’nin merkezi ya da başkenti oldu. Bu ölümsüz şehir 26 yüzyıldır çürümelere, yıkımlara ve yeniden doğumlara tanıklık etti. Günümüzdeyse modern hayatın acımasızlığına karşı zamanın durduğu, bal renkli tarihi merkeziyle gerçekten görülmeye değer bir yer.
Bölgedeki ilk yerleşimlerin tarihi kuzey Lazio’daki Etrüsk uygarlığına kadar uzanıyor. Zamanla Roma büyük bir imparatorluğu yönetecek kadar büyüdü ve imparatorluk bölündükten sonra da Hristiyan dünyasının merkezi haline geldi. Sanatçılar ve mimarlar, özellikle muhteşem mimari eserlerin yaratıldığı Rönesans ve Barok dönemlerde, papalar ve aileleri için çalışmak amacıyla burada toplandı. Bu kesintisiz tarihin mirasını şehrin dört bir yanında ve çevre bölgelerde görebilirsiniz.
Roma’nın tarihi sokaklarında yapacağınız kısa bir yürüyüşle bile karşınıza hemen hemen her dönemden bir mimari başyapıt çıkıyor. Bunların arasında ilk göze çarpan elbette Kolezyum. İmparator Vespasianus tarafından M.S. 80’de yaptırılan bu yapı, oval bir amfitiyatro. Antik Çağ’ın en büyük mimari ve mühendislik eserlerinden biri.
Kolezyum 55 bin kişilikti ve oturma düzeni toplumsal sınıflara göre ayarlanmıştı. Burası halka açık ölümcül gladyatör dövüşlerinin sahnesiydi. Bazen de vahşi hayvanlar dövüştürülüyordu. Bu gösterilerin hepsi imparatorlar ve zenginler tarafından çoğunlukla popülerlik kazanmak amacıyla düzenleniyordu. M.S. 80 yılındaki açılış oyunlarında 9 binin üzerinde vahşi hayvan öldürülmüştü.
Tamamen Roma’ya özgü olan zafer takları da ayrıca görülmeye değer yerlerden. Mesela Kolezyum’un hemen yanında bulunan ve 315 yılında yapılan Constantinus Zafer Takı, imparatorun zaferini kutlamak için yapılmış. Başka yerlerde de bulunan bu kemerler savaşlarda kazanılan zaferleri betimleyen rölyeflerle bezeli.
Roma deyince hemen öne çıkan bir başka eserse Pantheon. M.S. 118-125 arasında inşa edilmiş. Mimari deyince İtalya’da en eski sembol yapılardan biri olarak karşımıza çıkıyor. Klasik sütunların ardına saklanmış kubbesiyle Romanesk bir mühendislik harikası. Tüm tanrıların tapınağı anlamına gelen Pantheon, Antik Roma’nın tüm tanrıları için inşa edilmiş. Roma yapıları içinde en iyi korunmuş olanı ve muhtemelen de dünyada döneminin en iyi korunmuş binası.
Pantheon Roma’daki en eski beton kubbeli bina. Tepesinde daire biçiminde boşluk var. Bu kubbenin çapı 43 metre. Bu kadar geniş çaplı bir kubbenin betondan yapılması o günün teknolojisiyle hala bir soru işareti. 7. yüzyıldan bu yana kilise olarak kullanılan Pantheon’un içerisinde ilk başta pagan tanrı heykelleri vardı. Bunlar kilise tarafından yok edildi ve mekan bir Katolik kilisesi haline getirildi. Bugün bulunduğu konum itibariyle de önemli bir turizm merkezi olan Pantheon’un çevresindeki sokakların oluşturduğu labirentte gezinirseniz, restoranları ve kafeleriyle Roma’nın görülmeye değer diğer yerlerini de görmüş olursunuz.
18. yüzyıldan kalma Trevi Çeşmesi de yine Roma’da en çok ziyaret edilen yerlerin başında geliyor. Türkiye’de Aşk Çeşmesi olarak da bilinen bu yapı 26 metre yüksekliğe ve 49 metre genişliğe sahip. Roma’nın bu büyük barok çeşmesi, dünyanın en ünlü çeşmelerinden biri. Birçok filmde de yer alan çeşme bir dilek tutma noktasına dönüşmüş. Buraya gelen insanlar madeni paraları sağ ellerini kullanarak sol omuzları üzerinden attıklarında dileklerinin gerçekleşeceğine inanıyor. Çeşme o kadar çok ziyaretçi ağırlıyor ki her gün atılan bozuk paralar havuzda her yıl milyonlarca Euro birikmesine sebep oluyor. Bu paralar devlet tarafından düzenli olarak toplanıyor ve yoksullara yardım amacıyla kullanılıyor.
Roma’da göze çarpan bir başka şaheser ise II. Vittorio Emanuele Abidesi. Ulusal anıt 1885 yılında Birleşmiş İtalya Krallığı’nın ilk kralı II. Vittorio Emanuele’yi onurlandırmak için yapılmış. Abide beyaz, saf mermerden mürekkep. Görkemli merdivenlere ve heykellere sahip. Uzun corinthian sütunları, at üstündeki Vittorio Emanuele heykeli, sağ ve sol üst köşelerde yer alan tanrıça Victoria’nın üstünde olduğu dört at heykeli ilk göze çarpan muhteşem detaylar.
Bu ikonik mimari harikaları dışında Roma’da o kadar çok gezilecek yer var ki saymakla bitmez. Bunların başında; Navona Meydanı, Popolo Meydanı, İspanyol Merdivenleri, Capitol Müzeleri, Aziz Yuhanna Bazilikası, Santa Maria Maggiore Bazilikası, Tempietto, Gesu Kilisesi, Palatino Tepesi, Augustus Forumu, Caesar Forumu, Roma Forumu, Sant’Angelo Kalesi, Villa Borghese Bahçeleri ve Borghese Galerisi sayılabilir.
Bu şehirde elbette görülmesi gereken önemli yerlerden biri de sanat eserleriyle dolu Vatikan.
Vatikan
Dünya Katolikliği’nin başkenti olan Vatikan, dünyanın en küçük devleti ve Vatikan muhafızları tarafından yüksek duvarlar arasında korunan 49 hektarlık bir alanı kaplıyor. Burası M.S. 64 yılında Aziz Petrus’un şehit edildiği ve gömüldüğü yer. Bu yüzden bu kadar kutsal. Daha sonra da papaların ikametgahı olarak kullanılmış. Aziz Petrus Bazilikası’nın yanında yer alan Papalık sarayları, konut olarak kullanılıyor. Ama burayı turistler için önemli yapan şey Sistina Şapeli’ni ve Vatikan Müzeleri’nin seçkin koleksiyonlarını barındırıyor olması.
Vatikan Şubat 1929 yılından bu yana bağımsız bir devlet olarak, Papa tarafından idare ediliyor. Burada yaklaşık 800 kişi yaşıyor. Çalışanların ve din adamlarının konutlarının dışında, şehrin; postanesi, bankaları, parası, hukuk sistemi, radyo istasyonu, mağazaları ve bir günlük gazetesi bile var.
Vatikan’da gezebileceğiniz en güzel yerler arasında; Michelangelo tarafından süslenmiş Sistina Şapeli, Hristiyanlığın en ünlü kilisesi olan Aziz Petrus Bazilikası, Vatikan Müzeleri ve Rafael Odaları bulunuyor.
Komşu Trastevere bölgesi ise, sakinlerinin kendilerini tek gerçek Romalılar olarak kabul ettikleri, pitoresk bir bölge. Ne yazık ki, bölgenin proleter kimliği, şık restoranlar, kulüpler ve mağazaların artmasıyla giderek değişiyor.
Güney İtalya
Sıra Güney İtalya’da.
Güneyin en güzel özelliklerinden biri hala büyük ölçüde bakir olması. Napoli Koyu’ndaki Ischia ve Capri adaları, Pompei harabeleri ve Amalfi kıyısının tatil beldeleri hala o mistik güzelliğini koruyor. Bunların dışında güney bölgesi, hem yabancı ziyaretçilerin hem de 1871’deki birleşmeden beri ulusal hükümetin dikkatini pek çekmiyor. Daha çok İtalya vatandaşlarının tatil bölgesi durumunda.
Avrupa Birliği’nin yardımlarına rağmen bölge, ülkenin kuzeyi kadar zengin değil. Örneğin otellerde modern olanaklar bulmak her zaman mümkün olmuyor. Anıtlar ve müzeler hem depremlerden hem de halkın ilgisizliğinden zarar görmüş. Ama tüm bunlar yavaş yavaş düzeliyor diyebiliriz. Ayrıca maceracı gezginler için bölgenin sunacağı şeyleri de göz ardı etmemek gerek. Güneyin en çekici yanı sıcakkanlı, dost canlısı ve sosyalliği seven insanları.
Güneyi ziyaret ettiğinizde zengin arkeolojik kalıntılar bulabilirsiniz. Pompei’deki Roma kalıntıları ziyaretçilerin listesinde en üst sırayı alırken, Sicilya ve güney kıyılarındaki Yunan harabeleri, Sardinya’da da nuraghe denilen gizemli antik yapılar oldukça ilgi çekici.
İlk olarak Güney İtalya’daki Antik Yunan kültürüne bakalım.
Siracusa, Selinunte, Segesta ve Gela bilinen Sicilya yerleşimleriyken anakaradakiler Kroton, Lokroi, ve Paestum. Bu dağınık Antik Yunan kolonilerinin hepsine birden Magna Graecia deniyor. Bunların içinde en eskisi M.Ö. 11. yüzyılda Napoli yakınlarında kurulmuş. Pisagor, Arşimet ve Eshilos gibi çağın ünlü isimlerinden çoğu bu yerleşim bölgelerinde doğmuş ve yaşamış. Antik şarap yapım sanatı da buralarda gelişmiş. Dönemin kalıntılarını Napoli, Siracusa ve Taranto’daki arkeoloji müzelerinde görebiliyoruz.
Güney İtalya’nın en önemli şehri, sıcakkanlı insanları ve Kuzey İtalya’ya hiç benzemeyen kültürüyle elbette ki Napoli.
Napoli
Burası, antik dünyanın hiçbir zaman tamamen ortadan kaybolmamış birkaç Avrupa şehrinden biri. Yüzyıllarca İtalya’nın güneyine hakim olmuş. Bezdirici karmaşası, güzel körfezi, körfezden görülen Ischia ve Capri adaları ve aktif yanardağı Vezüv’ün gölgesindeki Pompei kalıntılarıyla, tezatlarla dolu eşsiz bir şehir. Romalılar’ın geliştirip genişlettiği Yunan kökenli Napoli, izleyen yüzyıllar içinde başta Normanlar, Hohenstaufen imparatorları, Fransızlar ve İspanyollar olmak üzere yabancı işgalcilerin ilgisini çeken bir hazine olmuş.
Napoli bugün karmakarışık olmasına karşın, insanı kendine çeken bir metropol. Pizzanın doğduğu yer olarak bilinen kentte insanlar çok misafirperver ve sıcakkanlı. Buna rağmen yoksulluk, suç ve işsizlik gibi önemli sorunları var. Ayrıca bölgede mafyalar da yaygın. Buna rağmen her yerde büyüleyici bir hareketliliğin sürdüğünü görebiliyorsunuz. Kent güzel Napoli Körfezi’nin kıyısına yayılmış. Dağlık iç kısımlarda ise Yunanların kurup Romalıların geliştirdiği, daha sonra sıtma salgınları ve Müslüman saldırıları sonucunda terk edilen kasabalar var.
Dünyanın en önemli arkeoloji müzelerinden biri Napoli’de bulunuyor. Napoli Ulusal Arkeoloji Müzesi. Özellikle Antik Roma kalıntıları için önemli bir müze. Müzenin koleksiyonu Yunan, Roma ve Rönesans dönemlerine ait eserleri ve özellikle yakınlardaki Pompei, Stabiae ve Herculaneum alanlarındaki Roma eserlerini içeriyor.
Napoli deyince akla ilk gelen yerlerden biri de elbette Pompei. M.Ö. 8. yüzyılda bu şehirde 25 bin kişi yaşıyordu. Napoli iline bağlı bu bölge M.S. 62 yılında büyük bir depremle sarsıldı ve 79 yılında ise patlayan Vezüv Yanardağı ile tamamen harap oldu. Kent 6 metrelik kül ve lav katmanının altında kaldı. 16. yüzyılda bir su kemerinin inşası sırasında yeniden keşfedildi ancak zaman içinde donmuş olan bu kentte ciddi kazı çalışmalarına başlanması 1748 yılını buldu. Bazı evlerin duvar resimleri ve heykelleri bozulmadan günümüze kadar gelebilmişti. Bugün Antik Roma’nın günlük yaşamına dair bildiklerimizin büyük bir kısmı Pompei ve Herculaneum kazılarından elde edilen bulgulara dayanıyor.
Avrupa’nın en ünlü yanardağı da bu şehri maceracı turistler için ayrı bir ilgi çekici yapıyor. Eski Roma dilinde “sönmeyen” anlamına gelen Vezüv kelimesi bu ünlü yanardağa ismini vermiş. Avrupa anakarasında aktif olan tek volkan burası. Fakat çevre adalarda başka volkanlar da var. 1281 metrelik Vezüv 1944’teki patlamadan sonra 79 metre daha yükseldi. Beklenmedik yanardağ faaliyetini göze alabilen maceraperestler, dumanların yükseldiği 600 m genişliğindeki kratere kadar çıkabiliyorlar.
Bildiğiniz gibi volkanik faaliyetlerin olduğu yerlerde toprak da çok verimli oluyor. Mesela buradaki topraklarda yetiştirilen üzümlerden İtalya’nın en kaliteli şarapları üretiliyor. Yine de bir milyon insanın her an patlayacak bir bombanın üzerinde yaşadığı gerçeğini unutmamak lazım. İtalyan Hükümeti son yıllarda bu konuda çalışmalar yürütüyor. Örneğin her aileye önerilen 25 bin Euro bunun için iyi bir başlangıç noktası. Fakat insanların buradan ayrılmaya pek niyeti yok gibi. Ayrıca bölgenin sismik faaliyetleri titiz bir şekilde takip ediliyor.
İtalya’nın güneyinde bulunan Amalfi Kıyısı doğal güzelliğiyle insanları kendine çeken bir başka önemli turizm destinasyonu. Sorrento Yarımadası’nda bulunan bu eşsiz bölge; sarp kayalıkların arasında yılan gibi kıvrılan sahilleri, gizemli deniz mağaraları, rengarenk balıkçı köyleri, renkli evleri ve ışıl ışıl körfezleriyle adeta bir cennet. Pek çok mitolojik hikayeye konu olmuş, hakkında şiirler yazılmış, şarkılar söylenmiş, sinema sahnelerine mekan olmuş bu güzel kıyı şeridi, dünyanın en özel tatil mekanlarından biri. Sakin yaşanılan, güzel yemekler yapılan, dertsiz, tasasız ve huzurlu bir yer.
Sicilya Adası
Ülkenin batısında Akdeniz’in en büyük adaları İtalya’ya bekçilik yapıyor. Derin bir tarihi olan bu gizemli adalardan ilki Akdeniz’in en büyük adası ve İtalya’nın 20 eyaletinden biri olan Sicilya Adası.
5 milyon insana ev sahipliği yapan bu ada sanki ne Avrupa’ya ne de Afrika’ya aitmiş gibi bir izlenim veriyor. Yani biraz ortada kalmış ve kendine has özelliklere sahip. Çünkü tarih boyunca antik uygarlıkların neredeyse yarısı tarafından sürekli işgale uğramış. İşgalciler gelip geçtikçe, arkalarında çok zengin ve çeşitli bir kültürel miras bırakmışlar. Bu durum, yerel dilin, geleneklerin, yiyeceklerin ve sanatın yanı sıra, özellikle adanın değişken mimarisine ilgi çekici bir karışım halinde yansımış. Bugün bir Sicilyalı’nın damarlarında İtalyan kanından çok Fenikeli, Yunan, Arap, Norman, İspanyol ya da Fransız kanının aktığı söylenebilir.
M.Ö. 6. ve 5. yüzyılda, Atina ve Sicilya’daki Yunan kentleri arasında pek fark yoktu. M.Ö. 3. yüzyıldan itibaren ise bölgeyi Romalılar devraldı. Onları Vandallar, Ostrogotlar ve Bizanslılar izledi. 9. ve 11. yüzyıllar arasında ise yönetim Araplar’ın eline geçti. Araplardan geriye pek bir şey kalmamış olsa da Palermo, sıradan bir pazardan çok rengarenk bir Arap çarsısına benziyor. Farklı üsluplar taşıyan mimarisiyle, heyecan verici ve egzotik bir kent. 1060 yılında başlayan Norman hakimiyeti ise buraya Monreale ve Cefalu gibi katedralleri kazandırmış.
Sicilya’nın geniş kıyı şeridi muhteşem kumsallara sahip. İç kısımlarında ise pitoresk dağ kasabaları, bahar çiçekleri ve manzarasıyla ünlü dağ sıraları var. Çarpıcı özelliklerinden bir diğeri ise hala aktif olan Avrupa’nın en yüksek yanardağı Etna. Yüzyıllardır akmış lavlar; ceviz ağaçları, narenciye bahçeleri ve üzüm bağlarının bolluk içinde yetiştiği verimli bir arazi yaratmış.
Sicilya’nın başlıca turistik yerlerinden birisi de Tapınaklar Vadisi. Burası 1300 hektarlık alanıyla dünyadaki en büyük arkeolojik sit alanını oluşturuyor. Adanın güneybatısında, Agrigento şehrinde bir tepenin iki yanına yayılmış olan Tapınaklar Vadisi, İtalya’daki en etkileyici Antik Yunan komplekslerinden biri. M.Ö. 5. yüzyıldan kalma olan Dor tapınaklar Kartaca Savaşları sırasında büyük hasar görmüşler. Daha sonra M.S. 6. yüzyılda ise Hristiyanlar, pagan tanrılara adandığını düşünerek tapınaklara biraz daha zarar vermişler. Günümüzde orijinal tapınakların dokuzu hala görülebiliyor.
Sardinya Adası
Diğer büyük İtalyan Adası’nın adı ise Sardinya. Akdeniz’in Sicilya’dan sonraki en büyük adası. Günümüzde 1.6 milyon insana ev sahipliği yapan adada Fenikeliler’in, Kartacalılar’ın, Romalılar’ın, Araplar’ın, Bizanslılar’ın, İspanyollar’ın ve Savoia hanedanının mirası hala yaşamaya devam ediyor. Bu yüzden Sardinya’da da çeşitli diller ve diyalektler konuşuluyor.
Adada, kırlara yayılmış olan tarihöncesi nuraghe kaleleri, köyleri, tapınakları ve mezarları özellikle ilgi çekici. Nuragheler, kökenleri Akdeniz’in gizemlerinden biri olarak kalan bir topluluk tarafından inşa edilmiş. Sardinya’nın başkenti olan Cagliari’de bu topluluğun iç yüzünü anlamaya yönelik ipuçları sunabilecek önemli bir arkeolojik koleksiyonun sergilendiği bir müze de var.
Adanın iç kısımlarında karışık bitki örtüsüyle kaplı, inişli çıkışlı, etkileyici yüksek araziler varken; sahil şeridinde büyüleyici, berrak bir deniz, uzak tenha koylar, uçsuz bucaksız kumsallar ve mağaralar var. En yüksek zirvesi 1834 metre olan Gennargentu Dağları, erişilmez bir bölgedeki taşra köylerini bir kalkan gibi koruyor.
İtalya’da Turizm
İtalya, tarihi şehirleri, doğal güzellikleri ve arkeolojik sit alanlarıyla çok popüler bir ülke. Ülkede pek çok yer, resmi tatiller dışında yıl boyu açık. Eğer İtalya’ya yaz sezonunda gidecekseniz kalabalığı göz önünde bulundurun. Roma, Floransa ve Venedik ilkbahardan ekime kadar kalabalık olacağından, otel rezervasyonlarını çok önceden yaptırmalısınız. Şubat ayında düzenlenen Carnevale sırasında Venedik’in nüfusu neredeyse üç katına çıkıyor. Paskalya’da Roma, hacılar ve ziyaretçilerle doluyor. İtalya Alpleri’nde ise kayak dönemi aralıktan mart ayına kadar sürüyor.
Ülkede müzeler genellikle pazartesi hariç 09.00-19.00 arası açık. Arkeolojik sit alanları ise gün batımından bir saat öncesine kadar açık kalıyor. Kiliseler genellikle 07.00-12.30 ila 16.00-19.00 arası açık. Ayin sırasında ve Pazar günleri ziyaretçilerin kiliselere girmeleri pek hoş karşılanmayabilir. Bunu aklınızın bir kenarında tutun. Turistik mekanların giriş ücretleri ise genellikle 2-10 Euro arasında değişiyor. Kiliseler ücretsiz olsa da çoğunlukla bağış bekleniyor.
Turistler için İtalya güvenli bir ülke olsa da, özellikle büyük şehirlerde eşyalarınıza göz kulak olmanızda yarar var. Yankesicilik, kapkaççılık ve araba hırsızlığı gibi hırsızlıklar İtalyan kentlerinde yaygın. Otomobilinizde eşya bırakmayın. Alışveriş yaptığınızda para üstünü kontrol edin. Kalabalık yerlerde cüzdanınızı güvenli bir yere koyun. Yürürken çanta ve dijital ekipmanlarınızı önünüzde tutun. Resmi olmayan tur rehberleri, taksi şoförleri, konaklama, restoran ya da mağazalar konusunda size yardımcı olmak isteyenlere karşı her zaman tetikte olun. Para isteyerek sizi dolandırmaya çalışabilirler. Önerilerini kibar ama kesin bir dille reddedin.
İtalya, göz alıcı otomobiller, son derece şık giysiler ve son moda ev eşyaları gibi kaliteli tasarım ürünleriyle dünyanın dört bir yanında tanınıyor. Genellikle aile işletmelerinden gelen güçlü ustalık geleneği hala sürdürülüyor ve bölgelere has özel ürünlerin satıldığı pazarlar da var. İtalya, kasaba pazarlarının dışında ucuz bir ülke değil ama vitrinlerde sergilenen ilgi çekici ürünleri seyretmek de keyifli olabilir. Eğer Avrupa Birliği dışındaki bir ülkeden geliyorsanız, %20 civarındaki KDV ödemesini geri alabilirsiniz. 155 Euro’nun üzerinde yaptığınız her alışveriş için havaalanında vergi iadesi talep edebilirsiniz ama öncelikle uzun işlemleri göze almanız gerekiyor.
Eğlence ve Festivaller
İtalya’da yıl boyunca katılabileceğiniz birçok festival ve eğlenceli aktivite var. İtalyan eğlenceleri genellikle müzik, dans ve tiyatro gösterileri üzerine kurulu. Özellikle yaz aylarında halka açık mekanlarda farklı tarzlarda birçok müzik etkinliği düzenleniyor. Ülkede gece eğlenceleri için de pek çok farklı mekan ve seçenek mevcut. Metropol şehirlerde İtalyan gece hayatı oldukça hareketli.
Ülke dünya çapında ünlü, en güzel ve en tarihi opera binalarına sahip. Opera ve bale gösterilerinin yanı sıra klasik müzik konserleri de İtalya’da önemli bir kültürel etkinlik. Ayrıca sinema konusunda da dünya çapında başarılı filmler çıkarmış bir ülke. Hayat Güzeldir, Cinema Paradiso ve Oğul Odası gibi İtalyan filmleri, her zaman olduğu gibi bugün de, yurt dışından döviz ve alkış getirmeye devam ediyor. Yılın en önemli etkinliklerinden biri, ağustos-eylül arasındaki Venedik Film Festivali. Bunun dışında Roma Uluslararası Film Festivali de ünlü yıldızları kente çekiyor.
İtalya’nın sahip olduğu yerel özellikler ve renkler çok çeşitli. Bütün bu yoğun kültürel etkinliklere ek olarak, genellikle yiyecek, şarap ve la dolce vita (tatlı hayat) kutlamalarına dönüşen sokak şenlikleri ve festivaller de çok keyifli oluyor. Her yıl kutlanan festivaller, ister şehirde ister kırsal bölgelerde olsun, şarap tadımları ve ziyafetlerden koruyucu azizlerin anıldığı etkinliklere kadar kapsamlı bir çeşitlilik gösteriyor.
Mesela Hristiyanlığın en eski ve en önemli bayramlarından biri olan Paskalya zamanında insanlar Roma sokaklarında törenler düzenliyor, kilise ziyaretleri yapıyor ve aile yemekleriyle vakit geçiriyor. Papa’nın vaazı kalabalıkları Vatikan’daki Aziz Petrus Bazilikası’na çekiyor.
Özellikle Venedik’teki “Carnevale” yani Venedik Karnavalı İtalya’nın en gösterişli festivallerinden biri. Sözcük anlamı “ete veda”. Karnaval 10 gün sürüyor ve Büyük Perhiz’in arifesinde sona eriyor. Maskları ve kostümleriyle göstericiler, izleyenler için keyfine doyulmaz manzaralar ortaya çıkarıyor.
Toscana’da ise, Viareggio Karnavalı düzenleniyor. Politikacılar, şovmenler, sporcular, sanatçılar gibi popüler kişilerin karikatürlerini tasvir eden maketleriyle çok eğlenceli bir etkinlik. Avrupa’nın ve dünyanın en önemli festivallerinden biri olarak kabul ediliyor.
Bunların dışında İtalya’da; caz dinletileri, dini törenler, Venedik’te gondol yarışı, sanat sergileri, konserler, tiyatro, dans, film ve opera festivalleri gibi sayısız başka etkinlikler de yıl boyunca devam ediyor.
İtalya’da Sanat
Alpler’in Avrupa’dan ayırdığı ve Apenninler’in baştan başa böldüğü bu topraklar gerçekten de dünyanın sanat ve kültür merkezi. Yüzyıllar boyunca çeşitli sanatsal akımları içerisinde barındırdı. Hatta bölgelerin sanatsal ve mimari akımları kendi içerisinde bile yarış halinde. Eğer sanata biraz olsun ilginiz varsa bu ülkeye geldiğinizde sadece müzeleri ve sanat galerilerini gezmek için bile aylarınızı harcayabilirsiniz. Çünkü sayısı 100 binleri bulan nadide eserler İtalya’nın her bir şehrindeki tarihi binaları doldurmuş durumda.
Orta Çağ Rönesans Dönemi
Şimdi gelin İtalya’da bulunan belli başlı sanat eserlerine bir göz gezdirelim.
Orta Çağ ve Erken Rönesans Sanat eserlerine baktığımızda karşımıza çıkan ilk önemli eser Berlinghieri tarafından yapılan Aziz Francesco Altar Panosu. 1235 yılında tamamlanan eser, ahşap üzerine tempera boya kullanılarak yapılmış. Berlinghieri, burada görülen Aziz Francis’in hayatını Doğu Roma İmparatorluğu olarak da bilinen Bizans sanat tarzında resmetmiş.
1259 yılında yapılan ve Nicola Pisano’nun başyapıtlarından biri olarak kabul edilen Vaiz Kürsüsü öne çıkan sanat eserlerinden bir diğeri. Pisa Katedrali’nde bulunan bu yapı Fransız Gotik stili ile Antik Roma’nın klasik stilinin bir sentezi. Yedi sütun üzerine oturan kürsü, hayvan ve Telamon heykelleriyle bezenmiş. Sütunlardan üçü son derece gerçekçi aslan heykelleri üzerine oturtulmuş. Ayrıca altıgen kürsünün 5 cephesinde İsa’nın yaşamından sahnelerin beyaz mermerler üzerine kabartma şeklinde oyulduğunu görüyoruz.
İtalya’da Hristiyan dini ikonografisine ait binlerce eser var. 13. yüzyılda karşımıza çıkan en önemli resimler ve freskler arasında Coppo di Marcovaldo’nun “Madonna ve Çocuk” resmi, Cimabue’nin “Santa Trinita Maesta” resmi, Duccio’nun “Maesta” resmi ve Pietro Cavallini’nin “Son Yargı” resmi sayılabilir.
14. yüzyıla geldiğimizde Rönesans’ın öncüleri olan sanatçıların eserlerini görüyoruz. Mesela bunların arasında Giotto’nun “Altın Kapıda Buluşma” adlı eseri var. Giotto, bu eserinde insan duygularını yansıtabilmek için gösterişli Bizans tarzından ayrılmıştı. Çalışmaları daha sonra Floransa tarzı olarak anıldı.
Yine aynı yüzyılda Andrea Pisano tarafından yapılan Floransa Vaftizhanesi’nin güney kapısı görülmeye değer muhteşem bir sanat eseri.
O yüzyıllardan günümüze pek çok eser ulaşmışsa da birçoğu da tahrip edildi ya da kendiliğinden yıprandı. Bunlardan biri Francesco Traini tarafından yapılan “Ölümün Zaferi” adlı fresk. 2. Dünya Savaşı sırasında müttefiklerin hava saldırısıyla ciddi şekilde hasar görmüş bir sanat eseri.
Erken Rönesans Dönemi
Biraz daha ilerlediğimizde Erken Rönesans dönemi eserleriyle karşılaşıyoruz.
İlk karşımıza çıkan eser bir heykel. Nanni di Banco’nun “Taçlandırılmış Dört Şehit” isimli bu heykel çalışması Floransa’daki bir kilisede bulunuyor. 1416 yılında yapılmış. Her heykel, ait olduğu loncanın koruyucu azizini gösteriyor.
İkinci olarak Gentile da Fabriano’nun “Müneccim Kralların Tapınması” isimli resmini gösterebiliriz. Floransa kentindeki Uffizi Galerisi’nde bulunan eser, Uluslararası Gotik üslubun doruk noktası olarak tanımlanıyor.
15. yüzyıldan sayabileceğimiz daha pek çok eser var. Lorenzo Ghiberti’nin Floransa Katedrali için yaptığı çalışmaları özellikle görülmeye değer. İnce bir işçiliğin ürünü olan panolar, Floransa’da Gotik’ten Rönesans’a geçişe işaret ediyor.
Yine Masaccio’nun “Vergi Parası” isimli freski Rönesans sanatının gelişiminin hayati bir parçası olarak kabul ediliyor. Matta İncil’inden bir sahneyi anlatan freskin önemi, devrim niteliğindeki perspektif ve ışık-gölge kullanımıyla ilgili.
15. yüzyılın önemli sanatçılarından biri de Donatello’ydu. Rönesans’ın öncülerinden olan heykeltıraş sanat tarihinin en önemli sanatçılarından biri. Yaptığı Davud heykelleri, Antik Çağlar’dan beri ilk bağımsız çıplak erkek heykeliydi. Taş, bronz, ahşap, kil, sıva ve balmumu ile çalıştı ve camı da yaratıcı şekilde kullanmayı iyi biliyordu. Özellikle Floransa’daki Bargello Sanat Müzesi’nde bulunan bronz ve mermerden yapılmış Davud heykelleri sanat tarihinin en önemli eserlerinden.
Erken Rönesans döneminde bunların dışında burada sayamayacağım kadar çok sanat eseri var. Bu önemli eserlerin sanatçıları Erken Rönesans dönemini yarattı ve Rönesans denen o göz alıcı çağın başlamasını sağladı.
Yüksek Rönesans Dönemi
Yüksek Rönesans Sanatı’na geçiş yaptığımızda, İtalya’nın en nadide eserleri karşımıza çıkıyor.
İnceleyeceğimiz ilk eser Andrea Mantegna’nın 1480 yılında yaptığı Ölü İsa tablosu. Tuval üzerine tempera tekniğiyle yapılan resim mermer bir levha üzerinde sırtüstü yatan İsa’nın bedenini tasvir ediyor. Bakire Meryem, Aziz John ve Aziz Mary Magdalane ise onu izliyor. Şu anda Milano’daki Pinacoteca di Brera Müzesi’nde sergilenen resim diğer pek çok antik ve modern tarzda İtalyan ressamın eserleriyle birlikte ziyaretçilerini bekliyor.
Yüksek Rönesans döneminde inşa edilmiş Sistina Şapeli, Vatikan’a gidenlerin mutlaka görmesi gereken yerlerden. Çeşitli sanatçılar tarafından yapılmış freskleriyle adeta bir müze. Günümüzde papalık seçimlerine de ev sahipliği yapan bu mekan şöhretini büyük oranda iç mekanını süsleyen fresklerden alıyor. Bunlar arasında en önemlisi Michelangelo tarafından yapılan tavan kısmı.
Michelangelo yaklaşık dört yıl süren çalışmaların sonunda Rönesans döneminin en görkemli ve önemli eserlerinden birini ortaya çıkarmış. Burada bir hikaye anlatılıyor. Orta kısımda yer alan 9 sahne ile Tekvin’deki yaratılışın dokuz mühim olayı anlatılmış. Özellikle “Adem’in Yaratılışı” isimli bu bölüm, Da Vinci’nin “Mona Lisa” tablosundan sonra dünyada en çok taklit edilen ve reprodüksiyonu yapılan sanat eseridir diyebiliriz. Fresk, Hristiyanlık’ta Kitab-ı Mukaddes’in Yaratılış bölümünde, Tanrı’nın, ilk insan Adem’e hayat üflemesi konusunu betimliyor. Özellikle Tanrı ve Adem’in ellerini içeren detay freskin en ünlü kısmı.
Şapelin bir diğer önemli bölümü ise Sunak duvarına yapılmış fresk. Yine Michelangelo tarafından yapılan “Kıyamet Günü” isimli bu freskin yapımı da 4 yıl sürmüş. İsa’nın ikinci gelişini ve Tanrı’nın insanlığa son ve nihai kararını tasvir ediyor. Orta bölümde görülen ve önemli azizlerle çevrili olan Meryem ve İsa tasvirleri freskin en önemli bölümü.
Sistina Şapeli’nde daha pek çok önemli sanatçı tarafından yapılmış birçok başyapıt var. Son olarak değinmek istediğim fresk, Pietro Perugino tarafından yapılmış olan “Krallığın Anahtarlarını Aziz Petrus’a Teslim Eden İsa” isimli fresk. Şapelin kuzey duvarındaki “İsa’nın Hikayeleri” serisinin bir parçası olan sahne, İsa’nın “Cennet Krallığının Anahtarlarını” Aziz Petrus’a vereceğini söylediği Matta 16 ayetine bir gönderme yapıyor. Bu anahtarlar, affetme ve Tanrı’nın sözünü paylaşma gücünü temsil ediyor. Böylece azizlere başkalarının cennete girmesine izin verme gücünü veriyor.
Yüksek Rönesans Dönemi’nde karşımıza çıkan fresklerden en önemlisi ise Leonardo da Vinci’ye ait olan “Son Akşam Yemeği”. Milano’daki Santa Maria delle Grazie kilisesinde bulunan bu fresk 1498 yılında tamamlandı. Bazı sanat tarihçilerine göre Yüksek Rönesans’ı başlatan eser bu. Ayrıca Batı dünyasının en tanınmış sanat eserlerinden biri.
Daha önce Leonardo da Vinci belgeselinde ayrıntılı olarak incelediğim bu eser, İsa’nın etrafında toplanmış havarilere, “içinizden biri bana ihanet edecek” dedikten hemen sonra havarilerin gösterdiği tepkileri tasvir ediyor. Son Akşam Yemeği, yapıt sanatı açısından yenilikçi, kullanılan yöntemler açısından ise tamamen yenilikçiydi. Tüm bunlar dikkate alındığında bilimsel perspektifle teatral maharetin, akılla hayal gücünün tam Leonardo’ya layık bir karışımıydı.
Yüksek Rönesans’ın en önemli sanatçılarından biri kabul edilen Da Vinci, hayatı boyunca az sayıda eser yaptı ama bu eserleriyle gerçek bir devrim yapmıştı. Kullandığı “sfumato” ve “chiaroscuro” gibi tekniklerle resim sanatını bambaşka bir seviyeye çıkardı. Daha önce hiç olmadığı kadar gerçekçi sahneler, portreler yarattı.
Bunların arasında; “Kayalıklar Bakiresi” resimleri, “Erminli Kadın”, “La Belle Ferroniere”, “Azize Anna”, “Salvator Mundi,” “Vaftizci Yahya” ve tabii ki “Mona Lisa”yı sayabiliriz. Burada hepsine değinmeyeceğim çünkü hepsini daha önce ayrıntılı bir şekilde anlattım. Da Vinci belgeselinin linkini aşağıya bırakıyorum.
1485 yılında Sandro Botticelli tarafından yapılan “Venüs’ün Doğuşu” isimli bu resim yine bu dönemde karşımıza çıkan önemli eserlerden. Tabloda, Tanrıça Venüs’ün ergen bir kadın olarak denizden doğarak kıyıya çıkışı betimlenmiş. Dünyanın en bilinen resimlerinden biri olan tablo, Floransa’daki Uffizi Galerisi’nde sergileniyor.
Bir başka hafızalara yer etmiş sanat eseri ise “Atina Okulu” isimli fresk. Vatikan’da bulunan eser; büyüklüğü, görkemi ve uyumuyla Rönesans ideallerini temsil ediyor. Yani insana ait değerlerden çok, insan üstü değerleri ifade etme çabasının bir ürünü.
İtalyan ressam Raffaello Sanzio, bu freskte İlk Çağ’ın anıtsal mimarisi içinde bir yanda idealist Platon’u öte yanda realist Aristo’yu resmetmiş. Felsefi inançlarına paralel olarak Platon göğü, Aristo ise yeri gösteriyor. Ayrıca resimde Öklid’den Diyojen’e kadar pek çok İlk Çağ filozofu ve matematikçisi de yer alıyor.
Dönemin önemli sanatçılarından Rafael, hayatı boyunca birçok resim ve mimari tasarım ortaya koydu. Bu resimlerin çoğu İtalya’da olmak üzere dünyanın çeşitli müzelerinde sergileniyor.
Şimdi biraz da heykellere bakalım.
Yüksek Rönesans Dönemi’nde karşımıza çıkan ilk heykellerden biri Da Vinci’nin hocası Andrea del Verrocchio tarafından yapılan “Bartolomeo Colleoni’nin Atlı Heykeli” isimli çalışma. Venedik, İtalya’da bulunan bu heykel, dönemin Venedik Cumhuriyeti’nde başkomutanlık yapmış bir askeri canlandırmış. 395 cm yüksekliğinde devasa bir başyapıt. En önemli özelliği atın hareket halindeyken, kaldırılmış bir bacakla temsil edilmiş olması. Verrecchio, atın üç ayakla desteklenmesi sorununu çözen ilk sanatçı olmuştu.
Rönesans ve heykel kelimeleri yan yana gelince kaçınılmaz olarak akla Michelangelo’nun “Davud” heykeli de geliyor. 1501 yılında yapımına başlanan ve 3 yıl süren heykel, Rönesans heykel sanatının başyapıtı kabul ediliyor. 5.17 metre gibi inanılmaz bir yüksekliğe sahip. Erken Modern Çağ’da yaratılan ilk devasa mermer heykel. Floransa’da, Galleria dell’Accademia’da bulunan eser şehrin sembolü niteliğinde. Michelangelo bu heykelde, Davut’un Golyat’a saldırmaya karar verdiği anı tasvir etmiş.
Yüksek Rönesans’ın en önemli sanatçılarından bir diğeri olan Michelangelo hayatı boyunca daha pek çok eser ortaya koydu. Bunların arasında; “Pieta”, “Bruggeli Madonna”, “Ölmekte Olan Köle”, “Çarmıhtan İndiriliş”, “Doni Tondo” ve burada sayamayacağım kadar çok resim, heykel, şiir ve mimari tasarım var.
Yüksek Rönesans’ın sanatçıları da sanat eserleri de saymakla bitmez. Günümüz İtalya’sı, Rönesans’ın doğduğu topraklar olması sebebiyle daha o dönemde bile adeta bir açık hava müzesiydi. İtalyanlar bu sanat eserlerini korumayı başardılar ve günümüzde de bu ülkeyi dünyanın en önemli turizm destinasyonlarından biri haline getirdiler.
İtalyan Kültürü
Ve geldik İtalyan kültürüne.
Ülkenin saraylarını, kiliselerini, antik kalıntılarını ve seçkin müzelerini gezerken; “Acaba bu İtalyanlar sıradan bir günü nasıl yaşıyorlar?” diye düşünebilirsiniz. 1960’ların başlarında ortaya çıkan la dolce vita kavramı bugün de geçerliliğini koruyor. Hatta günümüzün refah koşullarıyla tatlı hayatın sınırlarının iyice genişlediği söylenebilir. İtalyanlar para kazanmak ya da kariyer yapmak konusunda çok fazla kendilerini kasmıyorlar. Daha çok hayatın tadını çıkarmaya bakıyorlar. Yani telaşsız, sevdiği şeyleri yaptıkları, fazla mal mülk peşinde koşmadan keyiflerine baktıkları bir yaşam tarzları var. Ayrıca bu milletin doğasında bir teatrallik de var. Bunu operadan gece kulüplerine, tarihi karnavallardan dini festivallere kadar pek çok yerde görebilirsiniz.
Latinler’in, Etrüskler’in Yunanlar’ın, Lombardlar’ın, Normanlar’ın, Fransızlar’ın ve İspanyollar’ın bir karışımı olan günümüz İtalyan halkı, en az coğrafyası kadar büyük bir kültürel çeşitlilik barındırıyor. İtalyan lehçeleri, gelenekleri, mutfağı, mimarisi ve el sanatlarının çeşitliliği karşısında şaşkınlığa düşmemek elde değil.
İtalya’nın 20 eyaletinin her biri farklı kültürler barındırsa da ülkeyi kabaca ikiye bölebiliriz. Hatta iki farklı ülkeden bahsetmek bile mümkün. Endüstrileşmiş ve zengin “Kuzey İtalya” ile öğle güneşinin ülkesi olarak adlandırılan, daha yoksul ve tarıma dayanan “Güney İtalya”. İki bölge arasında her yıl sürekli açılan bir zenginlik uçurumu var. Eyaletlerin kişi başına düşen gayri safi yurtiçi hasılaları sıralandığında kuzeyden güneye azalan bir refah seviyesi görebiliyoruz.
Kuzeye göre kuzeyliler, güneye göre ise güneyliler gerçek İtalyan olduğunu iddia ediyor. Dünya da kuzeylileri çalışkan ve ciddi, güneylileri ise tembel ve eğlenceye düşkün olarak biliyor. Hatta bu durum günümüz İtalyan siyasetinde güçlü bir unsur olarak varlığını sürdürüyor. Güneyin kendi kaynaklarını tüketmesinden şikayetçi olan ayrılıkçılar Milano’nun verimli ve zengin, Napoli’ninse karmakarışık, kirli ve kokuşmuş olduğunu düşünüyorlar.
Hangi İtalyan’a sorarsanız sorun, mutlaka İtalya’nın dünyanın en güzel ülkesi olduğunu söyleyecektir. Çok da haksız değiller bence fakat bununla birlikte İtalya’da hayat çok yavaş ilerliyor. Bir devlet dairesinde, otomobil tamircisinde ya da kuaförde işiniz varsa işinizin hemen halledilmesini beklemeyin. Öncelikle randevu almanız gerekiyor. Randevu almanıza rağmen bile saatlerce beklemeniz gerekebilir. Üstelik buradaki insanlar bu olaya o kadar alışmışlar ki hiçbir huzursuzluk belirtisi göstermeden saatlerce bekleyebiliyorlar.
Gelenek, Görenek ve Nezaket Kuralları
Aile
Toplum kurallarına gösterilen özen ve aile kurumuna duyulan bağlılık İtalyan toplumu için çok önemli. İtalyanlar aileleriyle vakit geçirmekten çok keyif alıyorlar. Bu yüzden bekar İtalyanlar ayrı bir eve çıkmak yerine genellikle aileleriyle yaşamayı tercih ediyorlar. İtalya’da da aynı bizim kültürümüzde olduğu gibi iki insanın dünya evine girmesinin kutsal bir süreç olduğu düşünülüyor. Kız isteme merasimi gibi eğlenceli düğün seremonileri düzenlemek de İtalyanlar ile paylaştığımız gelenekler arasında yer alıyor.
Riposo
Neredeyse tüm Akdeniz ülkelerinde uygulanan siesta İtalya’da da var. Öğle şekerlemesi olarak tanımlayabileceğimiz siestaya İtalyanlar “riposo” diyor. Özellikle yaz döneminde çoğu esnaf riposo yapmak için belli sürelerle dükkanını kapatıyor. Günün en sıcak zaman dilimine denk gelen 13:30-15:30 saatleri arasında ya öğle uykusuna yatıyorlar ya da uzun bir öğle yemeği yiyorlar. Belki de her ikisini birden yapıyorlar. İtalya’nın çoğu bölgesinde uygulanan riposo zamanında alışveriş yapacak dükkan bulmakta zorlanabilirsiniz. Eğer tamamlamanız gereken resmi işlemler varsa sabahtan halletmeye gayret gösterin. Ayrıca devlet dairelerinin pazartesi günleri öğleden sonra açıldığını bilmenizde de fayda var.
Selamlaşma
İtalyan toplumu geleneksel yapısını korumasına rağmen, kimi zaman karşılaştığınız kişiler çok resmi olabiliyorlar. “Ciao” yani merhaba sözcüğünü arkadaşlarınıza ayırmalı, daha yaşlıları “piacere” yani tanıştığımıza memnun oldum, “buon giorno” yani iyi günler veya “buona sera” yani iyi akşamlar diyerek selamlamalı ve ayrılırken de “arrivederci” yani hoşça kal demelisiniz. “Grazie” yani teşekkür ederim her zaman “prego” yani bir şey değil ile cevaplanıyor. İtalya’da yabancılar tokalaşarak karşılanıyor, aile üyeleri ve arkadaşlar yanaklarından öpülüyor.
Sizi biraz zorlasa bile, birkaç kelime ve ifade kalıbı öğrenmeniz çok faydalı olabilir. İtalyancayı telaffuz etmek son derece kolay. Zaten İtalyanlar kendi dillerini konuşmaya çalışan yabancılardan çok hoşlanıyorlar. Bir yere girerken veya bir yerden çıkarken sarf edeceğiniz neşeli bir buon giorno veya buona sera harikalar yaratabilir.
Giyim Kuşam
İtalyanlar için ilk izlenim çok önemli. Kılık kıyafetlerine ve kişisel bakımlarına çok dikkat ediyorlar. Alışılmamış giysiler hemen fark ediliyor. Moda etkinliklerine ev sahipliği yapan ülkede birçok vatandaş markete giderken bile pijamalarıyla çıkmayı değil de giyinip süslenmeyi tercih ediyor. Ayakta durmakta zorlanan yaşlı insanların bile giyim kuşamlarına, manikür ve pedikürlerine özen gösterdiklerini görebilirsiniz. Bunun dışında pek çok kilisede bedenin üst kısmını ve kolları açıkta bırakan giysiler giyilmiyor. Şort ve eteklerin de diz hizasında olması isteniyor.
Sohbet
Bu kültürde insanlar normal konuşurken bile seslerini yükseltmeleriyle ünlü. Genelde sıcakkanlı oldukları için iletişim kurarken candan davranmayı seviyorlar. Sürekli el kol hareketleri yapan, birbirlerine karşı bağırır gibi yüksek sesle konuşan, karşısındakine ikide bir temas eden birilerini gördüğünüzde kavga ettiklerini düşünmeyin. İtalyanlar’ın genel iletişim biçimi bu şekilde.
Yeme İçme
İtalyanlar için yemek kültürü de çok önemli. Kahvaltıyı pek önemsemeseler de öğle ve akşam yemeklerini uzun uzun yemeye bayılıyorlar. Ayrıca çoğu dünya ülkesinin aksine İtalyanlar akşam yemeklerini oldukça geç yiyorlar, hatta bazı restoranlar akşam 7.30’a kadar açılmıyor.
Restoranlarda %10-15’lik servis hesaba dahil edilmediğinde genel olarak bahşiş bekleniyor. Buna karşılık aile işletmelerinde bahşiş cömert bir hareket kabul ediliyor hatta bahşiş beklenmiyor bile.
İtalya turunuz sırasında “Yemek yedin mi?” sorusunu duymaktan sıkılabilirsiniz. Eğer bir İtalyan’ın evine misafirliğe gidecekseniz pizza ve tatlı tabağından oluşan ikram menüsüyle karşılaşmanız muhtemel. İtalyan kültüründe konukseverliğin bir nevi ibadet gibi görüldüğünü söyleyebiliriz. İkram edilenleri bitirmeniz onları çok memnun edecektir. Eğer ev sahibinin size ikram ettiği şeyi yiyip içmeden ayrılırsanız, görgüsüz, kaba biri olarak görülürsünüz. İtalyan kültüründe bir diğer önemli kural ise yemekleri elle yememek ve yemekten sonra sofradan asla ayrılmamak.
Bu kültürde tabaktaki yemeği bitirmek kadar önemli bir şey daha varsa o da ev sahibine “Gelirken ne almalıyım?” sorusunu sormak. İtalya’da ev hediyesine misafir değil ev sahibi karar veriyor. Eğer ev sahibi bir şey almanıza gerek olmadığını söylüyorsa “bir şişe kaliteli şarap alabilirsin” demek istiyordur. İtalya’da her türlü buluşmaya kaliteli şarap şişeleri eşlik ediyor. Binaya yeni bir komşu taşındıysa ona şarap götürülüyor. Yeni tanıştığınız bir İtalyan’la o akşam ne yapmak istediğiniz konusunda net bir karara varamıyorsanız karşınızdakini içinde şarap olan herhangi bir etkinliğe davet edebilirsiniz.
Ülkede kamuya açık alanlarda sigara içmek yasak. Yine de dış mekanı olan yerlerde sigara içebilirsiniz. Ancak içki içerken dikkat edin. Burada sarhoşluk hiçbir zaman tolere edilmiyor.
Yaşlılara Saygı
İtalya’da yaşlılara duyulan saygı; karşılık vermemek, uygunsuz sözler söylememek ya da sesini yükseltmemekle sınırlı değil. İtalyanlar bir yaşlı odaya girdiğinde ayağa kalkıyorlar. Bu ülkede büyüklere oturarak selam vermeseniz iyi olur. Bir odaya girerken önce büyüklere yol vermeniz de yine sizden beklenen hareketler arasında.
Kadınlara Saygı
Bu kültürde kadınlara kapıyı hep erkeğin açması bekleniyor. Bunu yapmanız için bu kadının sevgiliniz olması da gerekmiyor. İtalyan kültüründe bir beyefendinin yabancılara karşı da nazik olması gerekiyor. Bir erkek, arkasında bir kadın varken bir yerden çıkıyorsa mutlaka onun da kapıdan çıkması için kapıyı tutmalı.
Ziyaret
Birçok ülkede, önceden mesaj göndermeden veya aramadan ailenizi ve arkadaşlarınızı ziyaret etmenizde bir sakınca olmayabilir. Ancak, çat kapı birine misafirliğe gitmek İtalyan kültüründe saygısızlık olarak kabul ediliyor. Bu ülkede buluşmalar bütün katılımcıların ve ev sahibinin programına uyacak şekilde planlanıyor. Habersiz ziyaretler ancak köylerde ya da kırsal alanlarda iyi algılanıyor.
Ayrıca bu kültürde bizde de olduğu gibi evlere ayakkabıyla girilmiyor. İtalyanlar dışarıdaki mikrobu evlerine taşımak istemiyorlar. Bu yüzden ev sahibinin size bir terlik vermesini bekleyebilirsiniz. İçeri geçtiğinizde ise boş bulduğunuz yere hemen oturmayın. Her zaman ev sahibinin size yer göstermesini bekleyin.
Hediye
İtalya’da birinin evine davet edildiyseniz eliniz boş gitmeyin. Hediyenin miktarından çok kalitesine önem verin. Eğer aceleden ya da unutkanlıktan eliniz boş gittiyseniz ertesi gün ev sahibine çiçek gönderebilirsiniz. Ancak çiçekler asla sarı ya da kırmızı olmamalı ve tek sayıda olmalı. Ayrıca hediyenizi asla koyu renkli paketlere sarmayın. İtalyanlar için renklerin önemli çağrışımları var. Hediyeleri her zaman neşe ve mutluluğu temsil eden parlak, canlı renklerle paketlemelisiniz.
Yemek Duası
Yemekten önce ya da sonra dua etmek tüm dini topluluklar için evrensel bir gelenek. Size yiyecek ve sağlık verdiği için Tanrı’ya şükretmenin, minnetinizi göstermenin bir yolu. İtalyanlar’ın büyük bir kısmının Roma Katoliği olduğunu düşünecek olursak onları dindar bir nüfus olarak kabul edebiliriz. Bu nedenle bu kültürde insanlar yemekten önce dua ediyorlar.
Akşam yemeğine veya öğle yemeğine misafir geldiğinde, farklı bir dine mensup olsalar veya herhangi bir dine mensup olmasalar bile bu kısa dua ritüeline saygı göstermek önemli. Dua ederken ev sahibinin veya sofranın başında oturanın duasının bitmesini bekleyin. Ardından, ev sahibi “boun appetito” yani afiyet olsun dediğinde yemeğinizi yiyebilirsiniz.
Hesap Ödeme
Ülkemizde birisi sizin kahvenizin veya yemeğinizin parasını ödemeyi teklif ettiğinde, genellikle yapmamaları konusunda ısrar edersiniz. Ancak İtalyan kültüründe böyle bir teklifi reddetmek kabalık ve görgüsüzlük olarak kabul ediliyor. İtalyanlar, kendisinin hesabı ödeyecek kadar parası olmadığına inanmıyormuşsunuz gibi algılıyor. Bu nedenle, birisi hesabı ödemeyi teklif ettiğinde her zaman kabul etmeli ve bir sonraki sefer siz ödemelisiniz.
Mutfak
İtalyan mutfağı, kökeni MÖ 4. yüzyıla kadar uzanan, toplumsal ve siyasi değişimlerle yüzyıllar içerisinde gelişmiş, dünyanın her tarafında bilinip sevilen, çok zengin bir mutfak. Dünyanın ilk mutfaklarından biri. Bu mutfakta Etrüsk, Antik Yunan, Antik Roma, Bizans, Yahudi ve Arap mutfaklarının etkisi çok belirgin. Ama asıl zenginliği bölgesel çeşitliliğinin fazla olması ve çok farklı lezzetleri barındırmasından geliyor.
Ulusal mutfağın en bilinen yemeklerinden çoğu başlangıçta yöresel olup, daha sonra İtalya’nın her tarafına yayılmış ve bu yayılım sırasında değişmiş. Makarna ve pizza çok sayıda çeşidiyle mutfağın büyük bölümünü oluşturuyor. Peynir ve şarap da yine çok sayıda çeşidiyle İtalyan mutfağında önemli bir yere sahip. Kahve ve özellikle de espresso İtalyan mutfağı deyince akla hemen gelen diğer unsurlardan.
Makarna
İtalyanca’da pasta makarna anlamına geliyor. İtalyan restoranlarında geleneksel pasta yani makarna başlangıç olarak servis ediliyor. En sıcakkanlı restoran sahibi bile ana yemek olarak spagetti almanıza içerleyebilir.
Bu ülkede makarnaların aldığı biçimler, Fransız peynirleri kadar zengin. Araştırmalara göre 300’den fazla şekilde üretiliyorlar. Şekline ve içine konan malzemeye göre farklı isimler alıyorlar. Çoğu restoranın ev yapımı makarna çeşitleri var. Marketlerde satılanlar da lezzet bakımından bunlardan aşağı kalmıyor.
Makarna kuru ve taze olmak üzere iki şekilde üretiliyor. Yumurtasız yapılan kuru makarna gerekli şartlar sağlandığında iki yıla kadar dayanabilirken taze makarna buzdolabında en fazla birkaç gün dayanabiliyor. Hepsi genellikle haşlanarak pişiriliyor ve al dente yani diri bırakılacak şekilde servis ediliyor.
Soslar da en az makarna çeşitleri kadar zengin ve leziz. Domatesli, peynirli, kremalı, etli ya da balıklı sosları birçok restoranda ya da markette bulabilirsiniz. Sosların en ünlüsü ise bolonez. Doğum yeri olan Bologna’da ragu olarak bilinen sos; kıyma, domates salçası ve soğanla hazırlanıyor.
Risotto
İtalyan mutfağının önemli yemeklerinden bir diğeri ise risotto. Pirincin en yaygın tüketim şekillerinden biri. Risotto, kuzey bölgelerde makarnanın en büyük rakibi haline gelmiş. Hakiki risotto beyaz şarapta dana iliği, tereyağı ve safranla birlikte ağır ağır pişiriliyor ve üzerine gezdirilen parmesan peyniri rendesiyle servis ediliyor. Risotto varyasyonları çok zengin. Mantarlı, tavuklu, deniz mahsüllü ya da mevsim sebzeleriyle de yapılabiliyor.
Pizza
Bir diğer önemli yemek pizza ise Napoli’den çıkmış. Domates, peynir, hamsi, mantar, soğan, zeytin, ananas, enginar, istiridye, kalamar ve envaiçeşit kırmızı et gibi aklınıza gelebilecek her türlü malzemenin farklı kombinasyonlarından yapılabiliyor. İtalya’da aynı makarna gibi o kadar çok pizza çeşidi ve sosu var ki insanın inanası gelmiyor.
Kahvaltı
Biraz da öğünlere bakalım.
Adeta kahveye bağımlı olan İtalyanlar için kahvenin yanında her şey kahvaltı demek olabilir. Yeme alışkanlıkları bölgelere göre farklılıklar gösterse de genelde ponçik isimli içi kayısı reçelli yiyeceğin öne çıktığı İtalyan kahvaltısında, bisküvi ve pastaneden alınma çeşitli tatlı ve tuzlular bulmak da mümkün. Güne enerjik başlamayı seven İtalyanlar, fiziksel ve zihinsel aktiviteleri için enerji verecek besinlere ihtiyaç duyuyorlar. Bu arada olur da İtalya’da sabah espresso yerine filtre kahve isterseniz, anında turist olduğunuzu anlayabilirler. Çünkü İtalyanlar sabahları espressodan başka bir şey içmiyorlar.
Öğle ve Akşam Yemekleri
İtalyan öğünlerinde menü çok dolgun. Öyle ki daha ana yemek gelmeden bile doyabilirsiniz. Diyelim ki bir restorana oturdunuz ve akşam yemeği yemek istiyorsunuz. Önünüze sırasıyla şunlar gelecektir.
İlk önce size yemekten önce iştah açıcı olarak tüketilen “aperatif”ler getirilir. Burada aperatiften kasıt genellikle alkollü bir içecektir. Bu, vermut, martini ya da beyaz şarap olabilir.
Daha sonra “antipasto” gelir. “Yemekten önce” anlamına gelen bu kelime sıcak ya da soğuk mezelerdir. Genellikle peynir, jambon, dilimlenmiş sosis, marine edilmiş sebzeler veya balık gibi şeylerden oluşabilir.
Antipastoyu “primo” takip eder. “İlk yemek” anlamına gelen primo genellikle makarna ya da risotto gibi sıcak bir yemekten ya da soslu bir çorbadan oluşabilir.
Ve sonunda “secondo” yani ana yemeğe sıra gelir. Genellikle balık veya patatesli etten yapılır. Geleneksel olarak dana eti, domuz eti ve tavuk yaygın şekilde görülebilir. Ancak sığır eti İtalya’da II. Dünya Savaşı’ndan beri daha popüler olmuştur. Toskana’da av hayvanları eti güneyde ise balık daha çok servis edilir.
Secondoyla birlikte “contorno” da gelir. Bu salata veya pişmiş sebzeden oluşan bir garnitürdür.
Yemeğiniz bittikten sonra sıra tatlılara gelir.
İlk önce “formaggio e frutta” yani yöresel peynir çeşitleri ve peynirin lezzetini tamamlayan mevsim meyveleri gönderilir. Siz bunlarla şarabınızı yudumlarken “dolce”niz yani tiramisu gibi kekler, kurabiyeler ve dondurmalardan oluşan tatlılarınız hazırlanır.
Bütün bu yeme içme faslı bittikten sonra da elbette üzerine bir kahve içersiniz. Ve en son da digestivo yani alkollü sindiricilerle öğünü tamamlamış olursunuz.
İlginç olan şu ki İtalyanlar bütün bu zengin mutfak kültürüne rağmen formlarını koruyabiliyorlar. İtalya obezite oranı en düşük Avrupa ülkelerinden biri. Bunun sebebi egzersizlerini ihmal etmiyor olmaları. Çoğu İtalyan daha güne başlamadan sporunu yapıp öyle işe gidiyor.
Spor
Futbol, İtalya’da hiç kuşkusuz en önemli spor ve ulusal takımın yani Azzurri’nin maçları, ülkeyi bir araya getiriyor. İtalyan futbol sezonu, Eylül’den Mayıs’a kadar sürüyor ve Coppa Italia’nın finali ile sona eriyor. İtalya’nın futbol tutkusu dört yılda bir yapılan Dünya Kupası sırasında ise zirveye ulaşıyor.
İtalya’da futbolseverlerin sayısı çok. Büyük şehirlerin takımları dünyaca ünlü. Örneğin Torino kenti; Juventus ve Torino’yla, Milano; AC Milan ve Inter’le, Roma; AS Roma ve Lazio’yla, Napoli de aynı adı taşıyan takımıyla anılıyor. Milyonlarca İtalyan için Pazar günlerini kutsal yapan sabah ayini değil, öğleden sonraki futbol karşılaşmaları. Uluslararası bir maç varsa, bilin ki o gün sokaklar bomboş kalacak.
Hem kulüp hem de milli takım düzeyinde inanılmaz başarılara imza atan Akdeniz ülkesi, birbirinden değerli oyuncuları futbol piyasasına hediye etti. Savunma futbolunun en önemli ekolu olan İtalya, tarihin en iyi stoperleri ve kalecilerini yetiştirdi. Kadife ayaklar, harika on numaralar ve bitirici golcüler de İtalya’nın menüsünde yerini alıyor.
Çizme’nin, dünya futboluna sunduğu en büyük 10 futbol efsanesi şunlar: Filippo Inzaghi, Fabio Cannavaro, Gianluigi Buffon, Andrea Pirlo, Alessandro Del Piero, Alessandro Nesta, Roberto Baggio, Paolo Maldini, Francesco Totti ve Paolo Rossi.
Diğer sporlar da İtalya’da, yıl boyunca geniş bir izleyici kitlesi çekiyor. Mesela Ragbi İtalya’da giderek yaygınlaşmakta. Şubat ve Mart aylarında düzenlenen şampiyonalara; İngiltere, İrlanda, Galler, İskoçya ve Fransa’nın yanı sıra, İtalya’da katılıyor. Calcio Fiorentino ise İtalya’nın sayılı yerel sporlarından biri ve modern futbolun atası.
İtalya’da Ekonomi
İtalya dünyada en fazla ihracat yapan 7. ülke. 2023 tahmini verilerine göre ülke 2.16 trilyon dolar gayri safi yurtiçi hasılayla dünyada 8. sıradayken, kişi başına düşen gelir sıralamasında 36 bin dolarla 26. sırada. Fakat Güney İtalya’da kişi başına düşen ortalama gelir, Avrupa Birliği ülkelerine göre daha düşük. İşsizlik ve suç oranıysa daha yüksek olma eğiliminde.
Ülkenin para birimi Euro. Ağustos 2023 tarihli kurlara göre 1 Euro 30 TL’ye karşılık geliyor. Aslında 2002 yılına kadar ülkenin kendi para birimi vardı. İtalyan Lirası. Zaten kökeni Latince olan lira kelimesi İtalyanlar’dan geliyor. Fakat daha sonra Avrupa Birliği’nin ortaya çıkmasıyla Euro’ya geçildi.
İtalya’da net olarak belirlenen ulusal bir asgari ücret yok. Asgari ücretler sektör bazında belirleniyor hatta bazen şirket özelinde bile belirlenebiliyor. Ortalama kazançlar 1700 Euro civarında. İtalya’nın ulusal maaş ortalaması Almanya, Hollanda gibi ülkelere göre düşük olsa da Avrupa ortalamasında diyebiliriz. Bunun yanına İtalya’da yaşama maliyetinin AB ortalamasından daha düşük olduğu bilgisini de eklersek İtalya’da yaşamanın finansal açıdan rahat olabileceğini söyleyebiliriz.
Elbette Kuzey İtalya’daki maaşlar Güney İtalya’daki maaşlara göre çok daha yüksek. Bununla beraber Kuzey İtalya’da kiralar ve restoranlarda yapacağınız harcamalar da daha yüksek. Sektörlere göre bakacak olursak en yüksek kazanç aylık ortalama 3000 Euro ile bankacılık ve finans sektöründe. Bunu ilaç sektörü, mühendislik, enerji, yazılım ve sigortacılık gibi sektörler takip ediyor. En yüksek maaş alan mesleklerin başında ise ortalama 8 bin Euro ile doktorlar geliyor. Doktorları yargıçlar, avukatlar, banka yöneticileri, CEO’lar ve profesörler takip ediyor.
Ülkedeki işsizlik oranı %7.5 civarında. Dünya sıralamasında ortalarda.
Peki İtalya’da 1700 Euro bir maaşla geçinmek ne kadar kolay? Gelin biraz da buna bakalım.
İtalya’da ev kiraları bölgelere göre çok farklılık gösterse de ortalama bir şehrin merkezinde 1 yatak odalı standart bir daire 650 Euro’yken şehir dışında bu sayı 500 Euro’ya düşüyor. Ortalama bir daire için elektrik, su, doğalgaz ve internet masrafı 220 Euro’yken cebinizdeki telefonun faturası ise 15 Euro civarında.
Şehir merkezinde oturduğunuzu hesaba katarsak; kira ve faturaları düştükten sonra yeme-içme, giyim, toplu taşıma, yatırım ve eğlence harcamalarına 815 Euro paranız kalıyor.
Peki İtalya’da market fiyatları nasıl?
İtalya’da bir litre süt 1.3 Euro, 1 kg pirinç 2.2 Euro, 12’li yumurta 3 Euro, 1 kg peynir 13 Euro, 1 kg tavuk fileto 9.5 Euro, 1 kg kırmızı et 15 Euro, 1 kg muz 1.7 Euro, domates 2.5 Euro, patates 1.3 Euro, soğan 1.4 euro, 400 ml’lik şampuan 4 Euro, 100 ml’lik bir diş macunu ise 3 Euro. Orta kalitede bir şişe şarabın fiyatı 5.8 Euro’yken, 50’lik bira ise 1.44 Euro.
Eğer tek başınıza yaşıyorsanız aylık ortalama 200 Euro’luk bir market harcaması size rahatlıkla yetecektir. Bu sayının içerisine şampuan gibi kişisel bakım malzemelerini de dahil ettiğimi söyleyeyim.
Elimizde kaldı 615 Euro.
Peki bir ay boyunca her hafta bir kez restoranda yemek yediniz diyelim. Orta sınıf bir restoranda kişi başı 20 Euro harcayacağınızı düşünürsek bir ayda 80 Euro da buna gidebilir. Bunun yanına 35 Euro’luk aylık toplu taşıma masrafını da eklersek elinize kalan para hala 500 Euro olacaktır.
Şimdi gelelim giyim kuşam işlerine.
Levis benzeri kaliteli bir kot pantolon almak için İtalya’da 70 Euro gibi bir para harcamanız gerekebilir. Zara gibi bir mağazadan alacağınız bir yazlık elbise 30 Euro olabilecekken, bir çift Nike ayakkabıya 85 Euro ödeyebilirsiniz. Dolayısıyla giyim kuşam işi büyük ölçüde sizin zevkinize ve kalite beklentinize göre değişecektir.
Aylık 100 Euro da buna düşersek geriye hala 400 Euro paranız kalıyor. Bu parayla da yatırım yapabilir, tatile gidebilir, eğlenmenize bakabilir, sinema, fitness, dans, tiyatro, opera, kulüp gibi yerlerde harcayabilirsiniz. Ya da belki bir araba taksitine girer toplu taşımadan sıyrılıp kendi keyfinize göre gezme planları yapabilirsiniz. İtalya’da araba fiyatları Türkiye’dekine göre çok daha uygun. Sadece birkaç bin Euro’ya bile harika arabalar alabilirsiniz. İtalya’da benzinin litresi ise 1.86 Euro.
Unutmayın bütün bu masrafları standart bir evde tek başına yaşayan biri için hesapladım. Yanınıza bir ev arkadaşı alarak ya da şehir dışına taşınarak masraflarınızı ciddi ölçüde düşürebilirsiniz. Anlayacağınız İtalya’da satın alma gücü Kuzey Avrupa ülkeleri kadar iyi olmasa da dünya ortalamasına göre oldukça iyi bir durumda.
İtalyan Markaları
Siyasi istikrarsızlığına ve yapılan yolsuzluklara rağmen İtalya dünyanın en gelişmiş 10 ülkesi arasında yer alıyor. Bu duruma en çok kuzey İtalya katkıda bulunuyor. Ülkenin ekonomik başarısının ardında videonun başında bahsettiğim dünyaca ünlü İtalyan markalarının büyük katkısı var.
İtalya birçok sektörde dünyaca ünlü marka çıkarabilmiş bir ülke. İtalyan tasarımı da dünyaca üne sahip. Bu konuda oldukça başarılılar. Evlerimizde kullandığımız çatal bıçaktan mobilyalarımıza, giyim kuşamdan arabalarımıza kadar pek çok yerde onların dokunuşunu görüyoruz. Hatta yediğimiz makarnada bile İtalyan tasarımını görmek mümkün.
Mesela en ünlü kahve makinelerinden biri Bialetti’nin tasarladığı Moka Express. 1930 tarihli tasarım günümüzde hala güncelliğini koruyor. Aynı şekilde 1985’te tasarlanan Alessi su ısıtıcısı piyasaya çıktığı günden beri milyonlarca eve girdi.
1984 yılında satışa sunulan Ferrari Testarossa spor otomobili ise otomotiv dünyasında adeta yeni bir çağın başlamasına sebep oldu. Pininfarina tarafından tasarlanan bu otomobil tüm zamanların en güzel tasarımlarından biri kabul ediliyor. Halen günümüz spor arabalarının çizgilerini örnek aldığı efsanevi bir otomobil.
Bunun dışında motorlu araçlarda karşımıza çıkan önemli tasarımlar arasında Fiat 500 ve Vespa motosikleti sayabiliriz. İlk defa 1946 yılında Piaggio tarafından tasarlanan Vespalar, ucuz, hızlı ve güvenilir bir ulaşım olanağı sundu. Başarılı bir tasarım ürünü olan Vespa, tarihin en önemli ve en iyi motosikletlerinden biri olarak yerini hala koruyor.
1957’de piyasaya çıkan Fiat 500 de Vespa gibi hareketin ve savaş sonrası kalkınmanın ifadesi olan demokratikleşmenin sembolü haline geldi ve yeni versiyonlarıyla hayatımızda yer bulmaya devam ediyor.
Ferrari ve Fiat dışındaki İtalyan araba markaları arasında Abart, Alfa Romeo, Iveco, Lamborghini, Lancia, Maserati, XEV, Pagani, Mazzanti, DR ve Bugatti bulunuyor.
Giyim sektöründe de İtalyanlar dünyaca ünlü tasarımlarıyla hepimizin nasıl görüneceğini belirliyor desek yanlış olmaz. Bir çırpıda sayabileceğimiz o kadar çok İtalyan moda markası var ki insanın inanası gelmiyor. Gucci, Prada, Versace, Fendi, Armani, Moncler, Benetton, Bulgari, Diesel, Dolce & Gabbana, Pierre Cardin, Calzedonia, Ray-Ban ve Salvatore Ferragamo bunlardan sadece birkaçı.
İtalya daha pek çok sektörde birçok büyük markaya sahip. Dünyanın beşinci büyük araba lastiği üreticisi olan Pirelli’den tutun Nutella’yı piyasaya süren Ferrero’ya, İtalya’nın geleneksel yemeği sayılan makarnanın dünya çapındaki en büyük üreticisi Barilla’dan dünyaca ünlü kahve markası Lavazza’ya, Dünya’nın üçüncü büyük sigorta şirketi Generali’den dünyanın en büyük enerji şirketlerinden biri olan Enel’e ve daha burada sayamayacağım kadar çok marka, dünya çapında hizmet vererek İtalya’yı kalkındırmaya devam ediyor. Ayrıca İtalya refahının önemli bir kısmını dünyaca ünlü büyük markaların dışında binlerce küçük aile işletmelerine borçlu. Bunu da unutmamak lazım.
Büyük İtalyanlar
İtalya, tarihi boyunca dünyayı değiştiren birçok insan çıkardı. Sanatçılara daha önce değinmiştik. Şimdi gelin biraz da önemli yazarlara, şairlere, müzisyenlere, bilim insanlarına, mucitlere ve kaşiflere bakalım.
Yazarlar ve Şairler
İtalya toprakları dünya çapında ölümsüzlük kazanmış birçok yazar ve şair yetiştirdi. Antik Çağ’dan ilk akla gelenlerin arasında Cicero ve Seneca var mesela.
Cicero Latin kökenli Romalı bir devlet adamı, bilgin, hatip ve yazardı. M.Ö. 106 yılında dünyaya geldi. Yunan düşüncesini daha sonraki kuşaklara aktarması Cicero’yu önemli kılan en büyük etmen. Ayrıca Latince’nin felsefe dili olarak gelişmesine büyük katkı sağlamış. Yunanca orijinal metinlerin elde bulunmadığı ya da bulunan metinlerin de anlaşılamadığı dönemlerde, Cicero, Yunancadan yaptığı çevirilerle Batı dünyasına önemli bir katkı yapmış.
Seneca ise M.Ö. 5 yılında doğdu. Romalı düşünür; şiir, tiyatro ve mektup türünde değişik yapıtlar ortaya koydu. Felsefe tarihinde, Roma Stoası ya da Yeni Stoa denen öğretinin üç kurucusundan ilki olarak değerlendirilir.
Orta Çağ’a geldiğimizde ise karşımıza Dante çıkıyor. İtalyan şair ve siyasetçinin en bilinen eseri, ahirete yapılan bir yolculuğu anlatıyor. “İlahi Komedya”. Eser; Cehennem, Araf ve Cennet isimlerinde üç ciltten oluşuyor. Dünya edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden biri kabul edildiği gibi, modern İtalyanca’nın da temelini oluşturuyor. 1265 yılında doğan Dante, Modern Avrupa ve İtalya için önemli bir figür ve İtalya’daki metal 2 €’ların tura tarafında Dante’nin resmi var.
Bir başka önemli edebiyatçı ise Umberto Eco. Bologna Üniversitesi’nde profesörlük yapan Eco 1932 doğumlu. Dünya kamuoyunun gündemine “Gülün Adı” ve “Foucault Sarkacı” gibi romanlarıyla girdi. Aynı zamanda Orta Çağ estetiği ve göstergebilim dalının ustalarından. Hayatı boyunca pek çok eser bırakan ünlü yazar romanları dışında tarih kitaplarıyla da öne çıkıyor. Antik Roma, Antik Yakındoğu, Antik Yunan, Rönesans Çağı ve Orta Çağ hakkında yazdığı eserleri günümüzde pek çok insan tarafından ilgiyle okunuyor.
İtalyan Rönesans hareketinin en önemli figürlerinden olan Floransalı devlet adamı ve yazar Niccolo Machiavelli’de yine dünya çapında tanınan bir İtalyan. Tarih ve politika biliminin kurucusu sayılan Machiavelli, 1469 yılında doğdu. En önemli eseri “Prens”. Eser, devlet yönetiminin ahlaki, felsefi ve siyasi boyutlarını ele alışıyla bir başyapıt haline gelmiş.
Bunların dışında İtalyan edebiyatı deyince akla gelen bir çocuk öyküsü de var. Pinokyo. 1883 yılında Carlo Collodi tarafından yazılan Pinokyo, dünyanın en sevilen çocuk öyküleri arasında. Günümüzde pek çok filmin, animasyonun ve tiyatro oyununun kahramanı haline gelmiş durumda.
Müzisyenler
İtalya’da müzik denince akla ilk olarak opera geliyor. Opera, İtalya’da 16. yüzyılın varlıklı ailelerinin düğün kutlamaları sırasında ortaya çıkmış. Eserlerini yalnızca opera repertuvarı olarak düzenleyen ilk besteci Claudio Monteverdi’ydi. 1567 yılında doğan müzisyen 1610 yılında yazdığı kilise müziği yapıtlarıyla tanındı. Hem madrigalleri hem de operaları müziğin gelişmesinde büyük rol oynadı.
1925 yılında dünyaya gelen Luciano Berio ise yeni bir sanat dalı olan ve dramayla opera arasında yer alan müzikal tiyatroyu geliştirdi. İtalyan müziğinin en önemli isimlerinden biri.
Ancak operaya duyulan uluslararası ilgiyi besleyen asıl müzisyen Luciano Pavarotti oldu. 1935 yılında doğan müzisyen Placido Domingo ve Jose Carreras ile birlikte 1990’larda “Üç Tenor” star olarak performans gösterdi. Bu üçlü dünyanın dört bir yanındaki müzikseverleri operaya çektiler.
İtalyan müzisyenler arasında öne çıkan ve hepinizin bildiği bir isim daha var. Konçertonun babası Antonio Vivaldi. 1678 yılında Venedik’te dünyaya gelen Vivaldi, İtalyan barok dönem klasik müzik bestecisi, keman virtüözü ve aynı zamanda bir rahipti. Hayatı boyunca pek çoğu keman için olmak üzere 600’den fazla konçerto besteledi. Bir dizi konçertodan oluşan “Dört Mevsim” isimli eseri tüm zamanların en ünlü eserlerinden biri.
Birazda bilim insanlarına, mucitlere ve kaşiflere bakalım.
Bilim İnsanları, Mucitler ve Kaşifler
İtalya, Galileo gibi evrene dair yeni bir anlayış ortaya koyan bilim insanları çıkarmış bir ülke. Bu topraklar Rönesans döneminde ateşlenen bilimsel düşünce ve buluşlar geleneğinin gelişimine ön ayak olmuş. Bu bilimsel araştırma ruhu radyonun icat edilmesi ve nükleer fizik alanındaki öncü çalışmalarla 20. yüzyıla kadar devam etti.
Antik dünyanın ilk ve en büyük bilim insanı olarak kabul edilen Arşimet M.Ö. 287’de o zamanlar bir Yunan kolonisi olan Sicilya, Siracusa’da doğdu. Matematikçi, fizikçi, astronom, filozof ve mühendisti. Hidrostatiğin ve mekaniğin temelini attı. Bir hamamda yıkanırken bulduğu iddia edilen özgül ağırlık prensibi bilime en çok bilinen katkısı. Ayrıca pek çok matematik tarihçisine göre integral hesabın kaynağı da Arşimet.
Elbette İtalya’nın çıkardığı en önemli bilim insanı Galileo. 1564 yılında Pisa, İtalya’da doğan Galileo, astronom, fizikçi, mühendis, filozof ve matematikçiydi. Rönesans’ın bilimsel devrimine büyük katkıda bulundu. Modern fiziğin babası, hatta tüm modern bilimlerin babası unvanlarıyla anıldı. Çünkü bilimsel çalışmalar için üç aşamadan oluşan bir yöntem geliştirmişti. Analiz, matematiksel kanıtlama ve deney. Ayrıca bilimsel yöntem adı verilen yöntemi kullanan ilk bilim insanı da oydu. Bilimin temel sorusunu “niçin”den “nasıl”a çevirdi.
Galileo’nun gözlemsel astronomiye katkıları da çok büyüktü. Kendi teleskobunu icat ederek Jüpiter’in uydularını, Venüs’ün evrelerini ve Güneş lekelerini keşfetti. Keşifleri Dünya’nın Güneş’in etrafında döndüğünü kanıtladı. Böylece kilise öğretisini altüst etmişti. Bu yüzden 1633’te dinsel inançlara karşı gelmekten hüküm giydi ve cezalandırıldı. Yine de kitap yazmaya devam etti ve ardında birçok yazılı eser ve icat bıraktı. Kendisinden sonra gelecek bilim insanlarına öncülük etti.
Astronomi çalışmalarıyla ünlü diğer bir önemli İtalyan bilim insanı ise Giovanni Domenico Cassini. Cassini aynı zamanda bir matematikçi ve mühendisti. Satürn’ün 4 uydusunu ve halkalarını keşfetti. 1671 yılında Fransa’ya yerleşen Cassini, Paris Gözlemevi’nin kurulmasına öncülük etti. Eşzamanlılık prensibini geliştirdi ve gezegenlerin yörüngelerini doğru bir şekilde hesapladı. Aynı zamanda Fransa’nın topografik haritasının çıkarılması projesinde çalıştı.
Amedeo Avagadro, İtalyan bir kimyager ve bilim insanıydı. Günümüzde adı, derişim teorisi ve moleküler ağırlık alanındaki katkılarıyla anılıyor. Lise yıllarında fizik ve kimya okumuş olan herkes Amedeo Avogadro’nun adını bilir. Çünkü o, “aynı basınç ve sıcaklıkta, eşit hacimdeki gazlar eşit sayıda molekül içerir” şeklinde özetlenebilecek olan “Avogadro Yasası”nı keşfeden ve bir gramda bulunan molekül sayısını ifade eden “Avogadro Sayısı”nı bulan kişi.
1938 Nobel Fizik Ödülü’nü alan Enrico Fermi yine İtalya’nın önemli bilim insanlarından biri. Kuantum teorisi, nükleer fizik, parçacık fiziği ve istatistiksel mekanik alanlarına katkıları ile biliniyor. Chicago’da yapılan ilk kontrollü zincirleme nükleer reaksiyonu yönetti ve Chicago Üniversitesi’nde dünyanın enerji üreten ilk nükleer reaktörünü tasarladı. Hem teorik hem de deneysel alanda başarılı olan sayılı fizikçilerden birisiydi.
Bilim insanlarından bahsettiğimiz bu bölümde Da Vinci’nin adı bir kez daha karşımıza çıkıyor. Sanat alanındaki çalışmalarının dışında da birçok çalışma yapan Leonardo, gerçek bir Rönesans dehasıydı. Birçok alanda bilimsel çalışmalar yürüttü. Pek çok mühendislik projesi tasarladı ve bazılarını hayata geçirdi.
İtalyan mucit deyince ise karşımıza çıkan ilk isim Marconi. 1874 yılında Bologna, İtalya’da doğan Guglielmo Marconi, uzun mesafeli radyo iletişimi, Marconi yasası ve telsiz telgraf sistemi üzerine yaptığı çalışmalarıyla ünlü. Radyonun mucidi olarak bilinen Marconi, kablosuz telgrafın gelişimine katkılarından ötürü, 1909 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü aldı.
İtalya kaşifleriyle de ünlü bir ülke.
Kristof Kolomb, Amerigo Vespucci ve Marco Polo hemen akla gelen ilk isimler.
Venedikli Marco Polo, ünlü kaşif ve tüccar Niccolo Polo’nun oğluydu. 1271 yılında henüz delikanlıyken doğuya doğru yola çıktı. Ticareti öğrendi ve 20 yıla yakın bir süre Moğol İmparatoru Kubilay Han’ın sarayında kaldı. Yüksek pozisyonlarda görev aldı. 1280’lerde Asya kıtasının birçok yerine gitti ve daha sonra Kubilay Han’ın şehirlerinden birinin valisi olarak atandı. Evine döndüğünde muazzam bir serveti ve anlatacak bir sürü hikayesi vardı. “Marco Polo’nun Seyahatleri” adlı eseriyle Avrupa’yı büyüledi. Muhteşem Asya mahkemeleri, ateş yakacak siyah taşlar ve kağıttan yapılan Çin parası hikayelerini anlattı. Ölmeden önce son sözleri şuydu: “Kimse bana inanmayacağı için gördüklerimin yarısını bile anlatmadım”
Cenovalı Kristof Kolomb ise, 1492 yılında İspanya’dan batıya doğru yelken açtı. Usturlap gibi gözlem araçlarının yardımıyla üç ayda Amerika’ya vardı. Fakat burasının yepyeni bir kıta olduğunu anlayamadı. Yine de Atlantik Okyanusu’na yaptığı toplam dört seferi tamamlayarak coğrafi keşifleri başlattı ve Amerika’nın kolonizasyonunun yolunu açtı.
Kolomb’un hatasını fark eden isim ise Amerigo Vespucci oldu. Bu yeni toprakları defalarca kez ziyaret etti. Bunların Doğu Asya açıklarındaki adalar değil, Avrupalıların bilmedikleri yepyeni topraklar olduğunu kanıtladı. Seyahatlerini anlatan iki metni Avrupa’da yayımladı. Böylece yeni keşfedilen kıta ironik bir şekilde kaşifinin adını değil, Vespucci’nin adını aldı.
Sonuç:
Bu videoyu hazırlarken İtalya’nın birçok doğal güzelliğini, mimari yapısını ve sanat eserini çıkarmak zorunda kaldım. Yoksa video 10 saat bile olabilirdi. Bir sürü güzel şehre hiç girmedik bile. İtalya o kadar zengin bir tarihe, sanata ve doğal güzelliğe sahip ki inanılır gibi değil. Zaten bu yüzden videonun başlığını da “Bir Açık Hava Müzesi” koydum. Bu cümlelerimi UNESCO’da doğruluyor. İtalya dünyanın en çok kültür mirasına sahip ülkesi.
Eğer bir gün bu ülkeye turist olarak giderseniz seyahatinizi fazla aceleye getirmeyin derim. İtalya bir haftalık bir turla baştan sona gezilebilecek bir ülke değil. Binlerce yıllık geçmişe sahip sokaklar arasında dolaşırken hayal alemine dalıp zaman yolculuğu yapmanız işten bile değil. Hele bir de sanata biraz olsun ilginiz varsa o eşsiz sanat eserleriyle dolu müzelerin içinde başınızın dönmesi neredeyse kesin. Ama heyecandan…
Kaynaklar ve İleri Okuma
Kısa İtalya Tarihi – JEREMY BLACK
Ülkelerin Tarihleri – PETER FURTADO
Dost Görsel Gezi Rehberleri: İTALYA
Berlitz Cep Rehberi: İTALYA
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talyan_k%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talyan_mutfa%C4%9F%C4%B1
https://learningmole.com/italian-culture-customs-traditions-italy/
https://www.ceicdata.com/en/indicator/italy/visitor-arrivals
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_European_countries_by_average_wage
https://www.numbeo.com/cost-of-living/country_result.jsp?country=Italy
https://en.wikipedia.org/wiki/Demographics_of_Italy
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_largest_Italian_companies
https://italybest.com/25-best-italian-fashion-brands/
https://kucukdunya.com/alpler-hakkinda-bilmek-istediginiz-hersey/
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_and_dependencies_by_population
https://www.statista.com/statistics/685846/population-of-selected-european-countries
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_cities_in_Italy
https://www.worldatlas.com/articles/largest-ethnic-groups-of-italy.html
https://housinganywhere.com/Italy/reasons-to-learn-italian-in-italy
https://www.ined.fr/en/everything_about_population/data/europe-developed-countries/life-expectancy/
https://www.prb.org/resources/countries-with-the-oldest-populations-in-the-world/
https://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0talyan_mutfa%C4%9F%C4%B1
https://yemek.com/kahvalti-seven-herkesin-bilmesi-gereken-ulke-kahvaltilari/
https://www.uplifers.com/dunya-mutfagi-kulturleri-italyanlar-nasil-besleniyor/
https://vizem.net/italya/yasam/kultur/
https://gezebildiginkadar.com/italyayi-dolasirken-sasirmamaniz-gereken-en-tuhaf-8-italyan-gelenegi
https://housinganywhere.com/Italy/average-salary-italy
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)
https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_GDP_(nominal)_per_capita