Dünyayı değiştiren insanlar serimizin altıncı bölümüne hoş geldiniz arkadaşlar. Bu bölümdeki konuğumuz büyük vizyonu, cesareti, irade gücü ve çevresindeki insanları harekete geçirme becerisiyle hâlihazırda dünyayı değiştirmeye devam eden, çılgın bir iş insanı.

Eminim ki birçoğunuz onu zaten biliyorsunuz. Fakat onu gerçekten tanıyor musunuz?

Ben bu soruyu kendime sorup da Elon Musk’ın hayatını araştırmaya başladığımda onu gerçekten tanımadığımı anladım. Ve şimdi öğrendiklerimi sizlere de anlatmak istiyorum.

İş dünyasında daha yeni yeni tanınmaya başladığında herkes onun şatafatlı konuşmalarını ütopik bir romandan çıkmış gibi görüyordu. Elektrikli arabalar, roketler, Mars seyahatleri, temiz enerji. İş dünyasına göre bunlar özel şirketlerin başarabileceği şeyler değildi. Fakat 2012’nin başlarında herkes Musk’ın gerçekte neler başarmakta olduğunun farkına vardı. Bir zamanlar eleştiri oklarının hedefi olan şirketleri benzersiz konularda başarılı oluyordu.

Mesela SpaceX, Uluslararası Uzay İstasyonu’na bir ikmal kapsülü göndermiş ve sağ salim dünyaya getirmişti. Tesla, tamamen elektrikli olan ve otomotiv endüstrisinin nefesini kesen Model S’i tanıtmıştı. Böylece Musk hem verdiği sözleri tuttuğunu gösteriyor hem de farklı endüstrilerde başarılı olabilen nadir iş insanlarından biri olma yolunda hızla ilerliyordu.

Bugün geldiğimiz noktada yaptıkları bundan çok daha fazlası. Hepsine değineceğiz. Bir zamanlar herkesin deli olarak nitelendirdiği bu adamın şirketleri son yıllarda öylesine hızlı büyüdü ki herkes bunlara yatırım yapmanın peşine düştü. Çünkü birçok insana göre Tesla gibi yenilikçi şirketlerin daha gidecek çok yolu var.

Şimdi gelin önce çocukluğundan başlayarak Elon Musk’ın hayatını yakından bir inceleyelim. Bakalım deli miymiş değil miymiş siz karar verin.

Elon Musk’ın Ailesi

Elon’ın anne tarafı oldukça ilginç karakterlerle doluydu. Dedesi Joshua Kanada’da yaşıyordu ve Elon’ın annesi Maye de orada dünyaya geldi. Fakat dedesinin ve anneannesinin maceracı ruhları vardı. Böylece tası tarağı satıp Güney Afrika’ya yerleştiler. Burada tek motorlu bir uçakla uzun dünya seyahatleri yapıp Kalahari Çölü’nün Kayıp Şehri’ni bulmak üzere gezilere çıkıyorlardı.

Elon çocukluğu boyunca dedesi Joshua’nın gezileri hakkında pek çok hikâye dinledi. Belki de kendisinin şu anda sahip olduğu bu yüksek risk alma huyu da dedesiyle anneannesinden mirastır kim bilir?

Maye Musk

Annesi Maye gençliğinde çok çalışkan bir öğrenciydi. Matematiğe ve bilime aşıktı. Ancak 15 yaşına geldiğinde Maye’in güzelliği ön plana çıkmaya başladı. Miss Güney Afrika yarışmasında finale kadar çıktı. Böylece 60’lı yaşlarına kadar devam edecek modellik kariyeri başlamış oldu.

Peki baba tarafı?

Elon’ın babası Errol Musk Güney Afrika’da dünyaya gelen bir beyazdı. Makine ve elektrik mühendisliği alanlarında çalışıyordu. Musklar’ın maddi açıdan durumları oldukça iyiydi. Errol çocuklarını çeşitli denizaşırı seyahatlere çıkarıyordu. Zekâsıyla çocuklarını etkiliyor ve onlara bazı pratik dersler de veriyordu.

Errol ile Maye aynı mahallede büyümüşlerdi. Errol, Maye’den 5 yaş büyüktü. İlk defa karşılaştıklarında Maye 11 yaşındaydı. İkili üniversite boyunca ilişki yaşadı. Yaşadı yaşamasına fakat Maye evliliğe pek sıcak bakmıyordu. Fakat Errol öyle ısrarcı bir adamdı ki tam 7 yıl boyunca bıkmadan Maye’i evliliğe ikna etmeye çalıştı. Sonunda Maye pes etti ve 1970 yılında evlendiler.

Doğumu

İkilinin evliliğinin üzerinden 9 ay 2 gün geçmişti ki arkadaşlar 28 Haziran 1971 günü bu yılmak bilmez adam ve model olacak kadar güzel kadından bir çocuk dünyaya geldi. Elon Musk. Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Pretoria kentinde doğmuştu. Bir yıl sonra da erkek kardeşi Kimbal ve ardından da kız kardeşleri Tosca dünyaya gelecekti.

Elon Musk kardeşleriyle

O zamanlarda Güney Afrika gerilim ve şiddetle kaynıyor, ırkçılığın ürkütücü havası etrafta kol geziyordu. Buna Elon’ın çekingen kişiliği ve garip eğilimleri de eklenince Afrika’da bir yabancıya dönüşmüştü. Ayrıca bazen bir çeşit transa giriyordu. Bu o kadar sık oluyordu ki ailesi sağırlık problemi olduğundan şüphelendi. Fakat problem bu değildi. Elon bu şekilde kendisini dünyadan soyutluyordu. Böylece kafasında kurduğu hayallere derinlemesine odaklanıyordu.

Çocukluğu

Bir başka dikkat çekici özelliğiyse okuma konusunda adeta takıntılıydı. Küçük yaşlardan itibaren elinde kitap olmaksızın dolaşmazdı. Günde 10 saat kitap okumak onun için son derece normaldi. Okulunun ve komşu okulun kütüphanesindeki bütün kitapları bitirmişti. Ailesi ne zaman bir alışveriş turuna çıksa Elon bir kitapçıya dalıp dükkânın kuytu bir köşesinde elinde kitapla transa geçiyordu. Adı “dahi çocuk” olmuştu. Akşamları beraber yemek yerken ailesi Elon’a sorular sorar, aldıkları cevaplar karşısında şaşıp kalırlardı.

Fakat bu bilmişliğin bir dezavantajı vardı. Sürekli insanları düzeltmesi diğer çocukları Elon’dan uzaklaştırıyordu. Kardeşleri bile annesine Elon’ı şikayet ediyordu. Annesi ne zaman Elon’ı da aralarına almalarını istese onun eğlenceli olmadığından yakınıyorlardı. Neyse ki bu durum ilerleyen yaşlarda düzeldi.

Errol’un mühendislikteki başarısı sayesinde Pretoria’daki en büyük evlerden biri Musk ailesinindi. Başlarda mutlu bir hayatları vardı. Fakat 1979 yılında Errol ve Maye boşanınca işler değişti. Maye çocuklarla birlikte Güney Afrika’nın doğu kıyısındaki yazlık eve taşındı.

Aradan birkaç yıl geçmişti ki Elon babasına üzülerek onunla yaşamaya karar verdi. Birkaç yıl sonra kardeşi Kimbal da onlara katıldı.

Elon 10 yaşına geldiğinde Johannesburg’ta bir alışveriş merkezinde ilk defa bir bilgisayar gördü arkadaşlar. O anda bu makinenin önemli bir şey olduğunu anlamıştı. Babasına bir tane alması için ısrar etti. Böylece ilk bilgisayarı Commodore VIC-20 olmuştu. Bu bilgisayar 5 kilobaytlık bir hafızaya sahipti ve BASIC programlama dili hakkında bir alıştırma kitabıyla birlikte gelmişti. Elon o kadar meraklıydı ki aylar sürecek kitabı 3 günde bitirdi.

Lise Hayatı

Musk’ın lise hayatı özel yaşamı kadar eğlenceli değildi. Okulda sürekli çocuklar tarafından sıkıştırılarak dayak yiyordu. Hatta durum bazen o kadar ileriye gidiyordu ki Musk için tek seçenek saklanmak oluyordu. Bir keresinde arkadaşları onu merdivenden aşağı atıp bayılana kadar dövmüşlerdi. Uyandığında kendisini hastanede bulmuştu.

Arkadaşlarının anlattığı kadarıyla Elon’ın o yıllarda bir milyarder olacağına dair hiçbir işaret yoktu. Okulda hiçbir zaman lider konumunda bir öğrenci olmamıştı. Mucize bir çocuk değildi. Fakat notları iyiydi. Fizik ve bilgisayarlara karşı aşırı bir ilgisi vardı. Programlama konusuna kafayı takmıştı.

13 yaşındayken ilk defa hatırı sayılır bir para kazandı. 500 dolar. Bu parayı “Blastar” isimli bir bilim kurgu–uzay temalı oyunu tasarladığı için almıştı. Musk’ın bu oyunu bilgisayar dünyasında bir harika sayılmazdı fakat 13 yaşındaki bir çocuk için oldukça iyi iş çıkarmıştı.

Musk yetişkinliğe doğru adım atarken kafasında Dünya’nın kötüye gittiğine dair olan görüşü sürekli olarak güçleniyordu. Daha küçük yaşlarda, bulunduğu ülkeden kaçıp düşlerini gerçekleştirebileceği bir yerin hayalini kuruyordu. Okuduğu kitaplardan öğrendiği kadarıyla bu tanıma en uygun yerin Amerika Birleşik Devletleri olduğu sonucuna vardı. Ne de olsa büyük fırsatlar ülkesiydi ve teknolojiyle uzay denince ilk akla gelen yerdi.

Fakat ortada bir sorun vardı. Amerika’ya öyle istediği gibi gidebilir miydi? Daha reşit bile değildi.

Kanada’ya Gitmesi

Musk henüz 17 yaşındayken Kanada’ya gitmek üzere Güney Afrika’dan ayrıldı arkadaşlar. En kısa sürede ABD’ye gitmek istiyordu ve bunun için Kanada’yı ara durak olarak kullanmak akıllıca olacaktı.

Güney Afrika’dan ayrılmak için fırsat, Elon’ın annesinin Kanada vatandaşlığını çocuklarına da geçirmesini sağlayan bir yasa değişikliğiyle geldi. Kanada hükümetinden onayın alınması ve bir Kanada pasaportu çıkartmaları yaklaşık bir yıl sürdü. Ardından Elon uçak biletini aldığı gibi Güney Afrika’dan ayrıldı.

1988’in Haziran ayında Kanada’ya ayak bastığında Musk’ın kalacak yeri ve parası yoktu. O yılı Kanada genelinde ağır işlerde çalışarak geçirdi. Hatta bir keresinde bir kereste değirmeninin kazanını temizleme işine bile girdi. Oldukça ağır ve tehlikeli bir işti. Bir yıl sonra annesi ve kardeşleri de Kanada’ya taşınınca biraz rahatladı.

Üniversite Hayatı

Elon 1989’da Ontario’daki Quenn’s Üniversitesi’ne kaydoldu. Ama tek işi derslere girip çıkmak değildi arkadaşlar. Dersler dışında kardeşi Kimbal’la birlikte hiç tanımadıkları iş insanlarıyla tanışmak için fırsat kolluyorlardı. Sonunda bir bankada üst düzey yönetici olan Peter Nicholson’la 6 ay sonrasına bir randevu ayarladılar. Nicholson bu iki dinamik genci çok beğendi ve Elon’a, yaz stajı ve danışmanlık önerdi.

Elon bir yandan kariyer fırsatları kovalarken bir yandan da üniversitede kız arkadaş edinmişti. Justine Wilson oldukça çekici ve zeki bir kadındı. Musk’ın hemen ilgisini çekmişti. Yurdun önünde ona kazara çarpmış gibi yaparak çıkma teklif etti. İki genç bir süre ilişki yaşadıktan sonra ayrıldı. Justine havalı bir kızdı ve etrafında bir sürü erkek pervane oluyordu. Ayrıldıktan sonra Musk hiç umurunda bile değildi.

Musk, kız arkadaşı ve gelecekteki eşi Justine Wilson’la birlikte

Fakat Elon’ın lugatında daha o zamanlarda bile “hayır” diye bir kelime yoktu. Burada babasına çekmiş olduğunu söylesek yanlış olmaz sanırım arkadaşlar. Justine’in peşini bırakmadı. Nihayetinde bu ilişki bir evliliğe dönüştü.

Bakın o yıllarla ilgili Justine ne diyor:

“Çok ısrarcı bir şekilde arıyordu. Her zaman onun aradığını anlayabiliyordunuz çünkü telefon hiç susmuyordu. Onu başınızdan savamazsınız. “Hayır”ı kabul etmiyor. Onu Terminatör’e benzetiyordum. Bakışlarını bir şeyin üstüne kilitler ve “benim olacak” der. Adım adım beni kazanmıştı.”

ABD ve Pensilvanya Üniversitesi

Musk, 1992 yılında Queens’teki ikinci yılını tamamladıktan sonra bir burs sayesinde Pensilvanya Üniversitesi’ne geçiş yaptı. Hayallerinin ülkesi Amerika Birleşik Devletleri’ne nihayet gelebilmişti. Burada ikinci bir ana dal eğitimi almaya karar verdi. Pensilvanya Üniversitesi kendisi gibi düşünen kişilerle doluydu ve burada daha da açılmıştı.

Ayrıca para kazanmak için Adeo Ressi adındaki çılgın bir arkadaşının desteğiyle farklı bir yöntem bulmuşlardı. Yurt yerine, kampüsün dışında büyük bir ev kiraladılar ve hafta sonları bu evi gece kulübüne dönüştürüyorlardı. Hatta bir keresinde Elon’ın annesi bile ziyarete gelmiş ve kapıda bilet kesmişti. Oldukça iyi kazanıyorlardı. Evin bir aylık kirasını bir gecede çıkartıyorlardı.

Elon Pensilvanya Üniversitesi’nde Güneş enerjisi, internet ve tekrar şarj edilebilir piller gibi konular üzerine de kafa yoruyordu arkadaşlar. Bu konular hakkında yazdığı yazılar öğretmenleri tarafından takdirle karşılanıyor ve onun gelecek hedefleri hakkında ipuçları veriyordu. Üniversiteden sonra ne yapacağını henüz kesin olarak belirlememişti fakat gelecek için önemli ve bir şekilde insanlığa faydalı olacak teknolojileri gerçek kılmak istiyordu. Onun için en önemli üç alan uzay, temiz enerji ve internetti.

Böylece ekonomi ve fizik alanında lisans diplomalarını aldı. Şimdi daha büyük hedeflere doğru yürüme zamanıydı.

Elon Musk’ın İlk Girişimi Zip2

Elon Musk lisans eğitimini de bitirdikten sonra Stanford Üniversitesi’nde malzeme bilimi ve fizik alanında bir doktora kovaladı arkadaşlar fakat internet dünyasının karşı konulmaz çağrısı yüzünden doktorayı başladıktan iki gün sonra bıraktı.

Elon’ın kafasında başka bir şey vardı. Okul büyük bir zaman kaybıydı. Öyle bir şey yapmalıydı ki dünyaya ismini duyurmalıydı. Böylece yapılması gereken en doğru şeyin tam bir teknoloji ve inovasyon diyarı olan Silikon Vadisi’ne taşınmak olduğuna karar verdi. Kardeşi Kimbal’ı ikna etti ve birlikte taşındılar. Burada, iki kardeş internet dünyasında isimlerini duyurabileceklerdi.

Sene 1995’ti. Elon önce Netscape isimli internet şirketine bir iş başvurusunda bulundu fakat iş olmadı. Zaten bu pek de istediği bir şey değildi. Böylece Musk kardeşler ilk girişimleri olan Zip2 adında bir şirket kurdu. Kimbal, kapı kapı dolaşarak satışları artırmaya çalışırken Elon da kodları yazıyordu. O zamanlar işletmeler internetin faydaları konusunda son derece bilgisizdi. İnsanlar internete ilan vermenin aptalca olduğunu düşünüyordu. Bilinmeyen bir şeye para yatırmak istemiyorlardı.

Zip2, çeşitli işletmeler hakkında bilgiler veren ve bunu şehir haritasıyla ilişkilendiren bir yazılımdı. Günümüzün Google Maps’i gibi düşünebilirsiniz yani arkadaşlar. O yıllar için bu oldukça dahiyane bir fikirdi.

Errol Musk bu dönemde oğullarına yardımcı olmak için 28 bin dolar para vermişti. Ancak ofis kiralamak, yazılım lisansları ve bazı donanımlar satın almak gibi işlerden sonra Musk kardeşlerin parası bitmişti. Bir ev bile kiralayamadılar. Bu yüzden Zip2’nun ilk üç ayında Musk ve kardeşi ofiste yaşadılar.

Sonrasında bir daireye geçebildiler ve yavaş yavaş yeni insanları işe almaya başladılar. Fakat Elon için değişen bir şey olmadı. Her zamanki gibi çok çalışıyor ve ofisteki masasının yanına attığı doldurma bir çuvalın üzerinde uyuyordu. Çalışanların motivasyonunu yüksek tutan belki de tek şey Elon’ın Zip2 yazılımında sürekli olarak kaydettiği gelişmeydi.

İlk Yatırım

1996’nın başlarında Zip2 önemli bir değişim geçirdi. Mohr Davidow Ventures isimli yatırım şirketi Zip2’ya 3 milyon dolar yatırdı. Böylece daha büyük ofise geçerek yetenekli mühendisler işe alındı. Zip2 teknolojisini ilerletti ve ilgi alanını tüm ülkeyi kapsayacak hale getirdi.

Zip2 websitesi

Zip2’yu kurmak ve büyümesini izlemek, Musk’ın kendine olan güvenini sonuna kadar doldurmasını sağlamıştı. Şirket artık bir yönetim kuruluna sahipti ve giderek daha da başarılı oldu. Sonunda 1999’un Şubat ayında bilgisayar üreticisi Compaq, Zip2 için nakit 307 milyon dolar ödemeyi teklif etti. Zip2’nun yönetim kurulu teklifi kabul etti.

Elon bu satıştan memnun olmasa da yönetim kurulunun kararına saygı duymak zorunda kaldı. Mohr Davidow yaptığı yatırımı 20’ye katlamış ve Elon‘ın payına 22 milyon dolar, kardeşinin payına ise 15 milyon dolar düşmüştü.

Elon’ın, sırtında çantasıyla göçebe bir hayat yaşayan Afrikalı’dan, 27 yaşındaki Amerikalı multimilyonere dönüşmesi 10 yıldan daha kısa sürmüştü.

Şimdi yeni fırsatlar kovalama zamanıydı.

X.com’dan PayPal’a Dönüşen Büyük Şirketin Hikâyesi

Musk’ın ilk girişiminden kazandığı parayla yaptığı ilk şey 200 metrekarelik bir apartman dairesi, bir milyon dolarlık bir spor otomobil ve pervaneli uçak almak oldu. Ardından pilotluk derslerine katılarak uçak kullanmayı bile öğrendi.

Bir sonraki girişiminde çevrimiçi hizmet sağlayan finansal bir kuruluş inşa etmek istiyordu. 1999 yılının Mart ayında önce vergilerini ödedi ve sonra 12 milyon dolar yatırarak X.com ismiyle yeni bir şirket kurdu. Elinde sadece 4 milyon dolar para kalmıştı.

Büyük Risk

Aslında arkadaşlar Elon burada büyük risk alıyordu. Parasının büyük bölümünü finans gibi oldukça riskli bir sektöre yatırıyordu. Bu, haritada işletmelerin konumlarını gösteren bir yazılıma benzemeyecekti. Söz konusu olan şey insanların parasıydı.

Musk, X.com için yıldızlardan oluşan bir ekip topladı. Kendisiyle beraber 4 kişi şirketin kuruluşunda yer alıyordu. Herkesten önce yapmış olduğu büyük yatırım sayesinde Musk, şirketin en büyük hissedarı konumundaydı.

Kurucular bankacılık sektörünün zamanının gerisinde kaldığını ve artık bir veznedarla muhatap olmanın gereksiz olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden X.com dünyanın ilk çevrimiçi bankalarından biri olacaktı. Fakat böyle bir iş inanılmaz kanuni zorluklara takılıyordu. Ayrıca hackerlar da iş başındaydı. Yatırımcıları ikna etmek çok zor oldu.

Aylar ilerledikçe ekibe onlarca mühendis alındı. Şirket ortaklıklar kurdu. X.com, 1999’un Kasım ayında kullanıma açıldı. Şirketin amacı, ödeme işlemleri günler süren ve yavaş hareket eden bankalardan, parayı sadece birkaç fare tıklaması ve e-posta hesabı vasıtasıyla halleden çevik bir bankacılık sistemi yaratmaktı. Bu olay o zamanlar için devrimsel nitelikteydi ve işlem yapmaya başladıkları ilk birkaç ay içerisinde 200 bin’den fazla kişi sisteme kaydoldu. Musk bu işinde de ilk işindeki kadar hırslıydı. Mühendisleri günde 15 saatten fazla çalışacakları bir yarışma ortamına soktu. Kendisi bundan da fazla çalışıyordu.

Musk’ın CEO’luktan İndirilmesi

2000 yılının Ocak ayında Elon ve Justine evlendiler. Bir balayı bile yapamamışlardı. Mart ayındaysa X.com, rakibi Confinity ile birleşti ve finansörlerden 100 milyon dolar para topladı. Fakat şirketteki bazı kişiler Musk’ın CEO’luğunu aşırı buluyordu. Karısıyla evlendikten 9 ay sonra ancak çıkabildikleri bir balayında Elon uçaktayken, onu oyuna getirip yönetim kurulu kararıyla CEO’luktan indirdiler.

Yeni CEO Thiel, X.com’u PayPal olarak yeniden isimlendirdi. Musk bu süreçte inanılmaz bir sabır göstererek danışman rolünü üstlendi. Yeni CEO’ya destek oldu ve şirkete yatırım yapmaya devam etti. Böylece PayPal’ın en büyük hissedarı yine kendisiydi.

Musk yeni CEO Thiel’la birlikte

Sonraki yıl, bir açık artırma usulü alışveriş sitesi olan eBay, PayPal’ı almak için teklifte bulundu. PayPal’ın yöneticileri şirketin doyum noktasına geldiğini ve bir an önce satılması gerektiğini düşünüyorlardı. Ancak Musk ve Moritz daha yüksek bir fiyat için beklemek istediler. Yönetimi ikna ettiler ve dirençlerinin karşılığını aldılar. 2002 yılı Haziran ayında eBay, PayPal için 1,5 milyar dolar teklif etti. Yönetim kurulu anlaşmayı kabul etti. Musk’ın bu satıştan eline net 180 milyon dolar para geçecekti.

Böyle bir durumda ne olmasını beklersiniz arkadaşlar?

Artık elinizde öyle bir para var ki hayatınızın sonuna kadar rahat rahat yaşayabilirsiniz. Düşük riskli sektörlerde yeni fırsatları sabırla bekleyebilirsiniz. Ama Musk durmak istemiyordu. O kendisini hiçbir zaman sahilde uzanıp içkisini yudumlayacak biri olarak düşünemiyordu. Onun için yoğun bir çalışma hayatı ve büyük hedeflerinin peşinden koşmak tatilden daha heyecan vericiydi. Ve asıl büyük vizyonunu hayata geçirmek için bahsi geçen paralardan çok daha fazlasına ihtiyacı vardı.

Musk’ın kafasında uzay vardı.

Los Angeles’a Gitmesi

Elon ve eşi hayatlarının bir sonraki bölümünü, güneyde, Los Angeles’ta geçirmek istiyordu. Fakat Musk’ı buraya çeken şey Los Angeles’ın lüks ve ihtişamı değildi. Uzay endüstrisinin kalbi de burada atıyordu.

Musk’ın burada ilk yaptığı şeylerden biri “Mars Topluluğu” isimli bir oluşuma katılmak oldu. Çöldeki bir araştırma istasyonu için 100.000 dolar bağışta bulundu. Fakat Musk’ın amacı bu tür araştırmaları dünyada yapmaktansa bizzat Mars’a uzay araçları göndermekti. Elbette bu çok zor bir hedefti. Bunun için devletlerle yarışmak gerekiyordu.

Mars’a Gitme Hayalleri

Bir gün NASA’nın web sitesini incelediğinde hayal kırıklığına uğradı. Mars keşfi için detaylı bir plan bulmayı umuyordu fakat NASA’nın böyle bir planı yoktu. Yoksa insanlık sınırlarını zorlama ideallerinden vaz mı geçmişti? Ona göre bu kabul edilemezdi. Böylece Mars Topluluğundan istifa ederek kendi kuruluşunu açıkladı: Mars’a Yaşam Vakfı.

Elon, Mars için 30 milyon dolar para ayırmıştı arkadaşlar. Fakat bu para Mars için en hafif tabirle komik kalıyordu. Sadece bir roketi fırlatmak bile bu parayı bitirebilirdi. Ayrıca çözülmesi gereken büyük mühendislik problemleri vardı. Arkadaşları onu bu çılgın fikirlerinden vazgeçirmek için defalarca kez toplantılar düzenledi. Çünkü böyle riskli bir işe kalkışması durumunda bütün parası tek seferde çöp olabilirdi.

Ama Musk’ın pes etmeye niyeti yoktu.

Rusya Ziyaretleri

Böylece arkadaşlarıyla Rusya’ya ziyaretlerde bulundu. Ruslardan roket satın almak istiyordu. Rusya, Musk’ın bütçesine uygun olabilecek roketleri olan tek ülkeydi. Fakat Rusların iş yapma konusundaki ciddiyetsizliklerini görünce bundan vazgeçti. Biraz da kızmıştı. Birden o çocukluğundaki bilgiye aç adam haline gelmişti. Aylarını havacılık, uzay endüstrisi ve roket bilimi hakkında bulabildiği tüm kitapları okuyarak geçirdi. Kafasından daha da çılgın şeyler geçmeye başlamıştı. Bir takım çizimler yaptı ve notlar çıkardı. En sonunda arkadaşlarına dedi ki:

“Hey millet, sanırım bu roketi kendimiz inşa edebiliriz.”

Alanında uzman, çok donanımlı birçok arkadaşı bu hikâyeyi daha önce defalarca kez duymuştu. Pek çok zengin benzer girişimlerde bulunmuş ve sonuç hüsran olmuştu. Elon için de düşünceleri aynıydı. Kendisini bitirmek için bundan daha iyi bir yol bulamazdı.

Elon, Mars’ın çok daha ileri bir hedef olarak kalmak zorunda olduğunu fark etmişti. Yeni amacı, uydu pazarının alt tarafını hedefleyerek küçük yük sınıfı için ideal bir roket tipi tasarlamaktı. Eğer fırlatma başına maliyetleri düşürebilirlerse tamamen yeni bir pazara doğrudan hitap edebilirlerdi. Böylece Musk’ın en riskli girişimi doğmuş oldu.

SpaceX 2002’de kurulmuştu.

SpaceX

Musk 2002’de Güney Afrika ve Kanada vatandaşlığının yanına bir de ABD vatandaşlığını ekledi arkadaşlar. SpaceX’in ilk binası Los Angeles’ta 7500 metrekarelik eski bir depoydu. Roketleri diğer herkesten daha hızlı ve ucuz bir şekilde yapmak için devrimsel ve inovatif fikirler deneniyordu. O zamanlarda havacılık ve uzay şirketleri arasında çok az rekabet vardı ve ürünleri aşırı pahalı bir şekilde üretiyorlardı. Bu yüzden SpaceX roketlerini sıfırdan geliştirilecekti.

Musk’ın hırslı planlarına göre şirketin kurulmasından 15 ay sonra ilk fırlatma gerçekleşecekti. Mars’a yapılacak bir seyahat de 2010 civarını bulurdu.

Falcon-1

Falcon-1

1957 yılından 1966 yılına kadar sadece ABD, yörüngeye göndermek için 400’den fazla fırlatma gerçekleştirmiş ve bunların 100 kadarı başarısız olmuştu. Fakat SpaceX’in bir dizi patlamayı kaldırabilecek bütçesi yoktu. Falcon-1 projesi için şirketin en iyi ihtimalle üç-dört şansı olacaktı. İnsanlar bu işin bir delilik olduğu konusunda dedikodular yapmaya devam ediyorlardı. SpaceX’in Lockheed Martin ve Boeing gibi dev şirketlerden oluşan rakipleri vardı. Ayrıca özel bir şirketin kısıtlı bütçesiyle, NASA, ESA ya da Roscosmos gibi büyük devlet kurumlarıyla yarışması imkânsız görünüyordu. Üstelik bu sadece ekonomik ve teknolojik bir yarış değildi. Politik olarak da birçok sorunla uğraşmak zorunda kalacaklardı.

SpaceX’in ilk senesi boyunca hemen her hafta 2 yeni çalışan şirkete katıldı. Texas’ta 300 dönümlük bir test alanı alındı. Standlar inşa edildi. Yeni motorlar tasarlandı. Motorlar bu alanda denendi. Bolca veri toplandı. Birçok başarısızlık yaşandı. Sinirler gerildi.

Musk, çalışanlarından çok fazla şey talep ediyordu. Fakat onların önündeki her türlü engelin anında ortadan kaldırılması için de hiçbir masraftan kaçınmıyordu. 2003 sonlarında Kaliforniya’daki boş depo, gerçek bir roket fabrikasına dönüşmüştü.

Haftada 6 hatta 7 gün, günde 12 saat çalışmalarına rağmen Musk çalışanlarına bazen eğlenmek için de fırsat veriyordu. 20 kişilik gruplar halinde Counter-Strike gibi oyunlar oynuyorlardı. Enteresan olansa Elon, bu tarz oyunlarda herkesten daha iyiydi. İnanılmaz refleksleriyle genelde tüm çalışanlarını öldürüyordu.

İlk Fırlatma

İşe yeni girenlerle birlikte SpaceX, binasına sığmadı. El Segundo tesislerinde birden çok binayı dolduracak şekilde genişledi. Ve en sonunda 24 Mart 2006’da Pasifik Okyanusu’ndaki Kwaj Adası’nda ilk fırlatma gerçekleştirildi.

Fakat fırlatma başarısız oldu. Fırlatmadan 20 saniye sonra yangın başladı ve roket kontrolsüz bir şekilde dünyaya geri düştü.

Neredeyse 1 yıl sonra yoğun bir çalışmanın ardından SpaceX tekrar bir fırlatma denemesine hazırdı. Mart 2007’de yeni bir Falcon-1 roketi fırlatıldı. İlk 5 dakika her şey yolundaydı. Sevinç çığlıkları yükseliyordu. Fakat altıncı dakikada roket havaya uçtu. SpaceX mühendislerine vuran bu ikinci darbe çok ağır gelmişti.

SpaceX’in bir başka fırlatma denemesi yapabileceği zaman geldiğinde Musk’ın ilk olarak hedeflediği sürenin üzerinden 4 yıl geçmiş olacaktı. Ayrıca şirket internet sektöründe kazandığı parayı hızla tüketiyordu. Maksimum 2 deneme daha yapabilirlerdi.

Bu öyle bir riskti ki Elon, bu işin sonunda beş parasız ve itibarını yitirmiş bir adam olarak ortada kalabilirdi.

Tesla

Elon Musk bir yandan SpaceX’le ilgili çalışmalarına devam ederken bir yandan da elektrikli arabalar hakkında görüşmeler yapıyordu arkadaşlar. Evet yanlış duymadınız. Zaten yüksek riskli bir işte akıbeti belli değilken bir büyük risk daha alıyordu yani anlayacağınız.

Martin Eberhard ve Marc Tarpenning adındaki iki mühendis 1 Temmuz 2003’te elektrikli araçlar üretmek için bir şirket kurmuşlardı. Eberhard hem elektrikli motorların mucidi olan Nikola Tesla’dan ilhamla hem de havalı durduğundan şirkete Tesla Motors ismini koymuştu.

Fakat otomobil sektörü de çok riskliydi. Amerikan otomobil endüstrisinde başarılı olan son şirket 1925’te kurulan Chrysler’di. Bir otomobili sıfırdan tasarlamak ve üretmek hem çok zor hem de çok pahalıydı. Üstelik bu otomobil tamamen elektrikli olacaksa iş daha da zorlaşıyordu.

Tesla’nın kurucuları bütün zorlukların farkındaydılar ve şirketlerine yatırım yapacak, vizyon sahibi ve risk almayı seven bir iş insanına ihtiyaçları vardı. Böyle biri vardı. Takdir edebileceğiniz gibi yolları Elon Musk’la kesişti.

Musk bu işi hem geleceğin sektörü olarak görüyor hem de küresel iklim değişikliği ve petrole olan bağımlılık gibi konularda dünyaya fayda sağladığı için ayrıca benimsiyordu. Böylece 2004’te 6,5 milyon dolarlık bir yatırımla Tesla’nın en büyük hissedarı ve başkanı oldu.

Roadster

Tesla çok geçmeden mühendis sayısını hızla artırdı. Ardından Roadster olarak adlandırdıkları aracın prototipini tasarlamak için Silikon Vadisi’nde 1000 metrekarelik bir atölye kuruldu. Daha sonra tesis yavaş yavaş havalı bir Ar-Ge merkezine dönüştü. Gerçekten ileri seviye bir çalışma gerektiren konuysa arabaya güç sağlayacak olan batarya konusuydu.

2004 yılında başlayan çalışmalar 2005’te tamamıyla yeni bir araba ortaya çıkarmıştı bile. Musk sonuçtan memnundu ve yatırımını sürdürme kararı aldı. Şirket Roadster’ı müşterilerine 2006 başlarında sumayı planlıyordu.

Fakat araçlara konacak bataryaların güvenlikle ilgili ciddi problemleri olduğu ortaya çıktı. Patlama riski vardı. 6 kişilik bir ekip oluşturuldu. Bu ekip patlamaları tamamıyla ortadan kaldıracak teknikler geliştirdi. Tesla, rakiplerinin yıllarca geride kalmasına neden olacak ve şirketin en büyük avantajlarından biri halini alacak batarya teknolojisini icat etmek üzereydi.

Roadster’ın ilk prototipi

Artık aracın üzerine Tesla logosunu basma zamanı yaklaşıyordu. Bir grup tasarımcı işe alındı. Favori bir araç tasarımı için ödeme yapıldı. Çok fazla emek ve bir sürü revizeden sonra 2006 Mayıs’ında Roadster’ın ilk prototipi hazırdı. 0’dan 100 km hıza 4 saniyede çıkan Roadster harikaydı. Bu sayede Tesla, çeşitli şirketlerden 40 milyon dolarlık daha yatırım aldı. Bir grup teknoloji milyarderi her biri 90 bin dolar karşılığında 30 Roadster siparişi vermişti.

Model S

İşler yolunda gibi görününce Tesla, geleceğe dair planlarına bir yenisini ekledi. Daha ucuz, 4 kapılı ve 50 bin doların altında fiyata sahip yeni bir araç daha üç yıl içinde piyasaya sürülecekti. Model S.

2007 yılının ortasıyla birlikte Tesla’nın çalışan sayısı 260’a ulaşmıştı. Adeta imkânsızı başarıyorlardı. Dünyanın görmüş olduğu en hızlı ve en güzel elektrikli otomobili neredeyse sıfırdan üretmişlerdi. Sıradaki görev seri üretime geçmekti ve bu neredeyse şirketin iflasına neden olacaktı.

En büyük hata Roadster’ın şanzıman sistemiyle ilgiliydi. Ayrıca ileride arabayla ilgili başka problemler de çıkacaktı. Böylece Tesla’nın piyasaya sürülme zamanı ertelenmek zorunda kalındı. Ayrıca ülke dışında kurulmak istenen batarya fabrikalarında da sorunlar çıkıyordu.

Tüm bu sorunlar patlak verince bütçe iyice aşılmıştı. Her şey kötü durumdaydı. Ancak Elon, şirketi satmak ya da bir ortaklık yoluyla kontrolü kaybetmek gibi planlarla ilgilenmiyordu. Tam tersine şirketi büyütmeye karar verdi. Bir yandan da herkesi son raddeye kadar zorlamaya devam ediyordu. Böylece tüm çalışanlarının kendisi kadar çılgın ve özverili olup olmadığı konusunda emin oluyordu. İşini savsaklayanları derhal kovuyordu.

2007 sonuna doğru arkadaşlar şirketin parası neredeyse bitmek üzereydi. Roadster’ın geliştirilmesi 140 milyon dolara mal olmuştu. Elon, tüm servetini kaybederek bir sinir krizi geçirmek üzereydi.

Çöküş

SpaceX

Elon Musk ve çalışanları için zor zamanlardı. SpaceX’in ikinci fırlatma denemesi başarısız olmuş ve Tesla’dan gelmekte olan raporlar da her geçen gün kötüye gidiyordu. Musk bu iki maceraya 200 milyon dolara yaklaşan bir para yatırmıştı. Parasının çoğunu harcamasına rağmen ortada ne yörüngeye çıkmış bir roket ne de yollarda görebileceğiniz bir elektrikli otomobil vardı. Ayrıca aile hayatı da kötüye gidiyordu. 2008 yılında ilk eşiyle boşandılar. Daha sonra Elon, İngiliz bir oyuncu olan Talulah Riley’le evlenecekti.

Üçüncü Fırlatma

Bu esnada SpaceX, Kwaj Adası’nda Falcon-1’in üçüncü fırlatma denemesini yapacaktı. Bu Musk’ın üzerinde büyük bir baskı demekti. Son şansları olabilirdi. Buna yoğunlaşmak yerine Musk mühendislerine bir de 9 motorlu olacak olan Falcon-9 roketinin tasarlanması görevini vermişti.

Üçüncü fırlatma da başarısız oldu. Herkes yıkılmıştı. Musk “Bunu öyle ya da böyle başaracağız sakın korkmayın.” diyerek herkesi teselli etti. Ayrıca kamuoyuna da olumlu bir hava çizdi. Dördüncü bir roketin deneme için beklediğini ve beşinci bir denemenin de planlandığını söyledi. Aslında dördüncü denemenin yapılıp yapılamayacağı bile belirsizdi.

Dördüncü Fırlatma

28 Eylül 2008’de Kwaj Adası’nda son fırlatma da yapıldı. SpaceX çalışanları bugüne ulaşabilmek için aralıksız ve acı dolu vardiyalarda çalışmıştı. Bütün çalışanlar internet üzerinden fırlatmayı tırnaklarını yiyerek izliyordu. Ayrıca medya da fırlatmayı takip ediyordu.

Fırlatmanın yaklaşık dokuzuncu dakikasında yıllardır beklenen çalışmanın karşılığı nihayet alınmış gibi görünüyordu. Falcon-1 planlandığı gibi motorlarını susturdu ve yörüngeye ulaştı. Tarihte ilk defa özel bir şirket böyle bir şey başarmış, uzaya roket fırlatmıştı. Sevinç çığlıkları atıldı. Herkes gözyaşlarına boğuldu. Bu başarı Musk’ın planlarının çok ötesinde bir zaman almış altı yıl sürmüştü. Modern bilim ve iş dünyasının bu mucizesi, 500 kişinin özverili çalışmasıyla sonunda gerçek olmuştu.

Büyük bir şey başarılmıştı ancak Musk’ın mali açıdan oldukça zor durumda olduğu gerçeğinde bir değişiklik yoktu. Falcon-9 ve Dragon kapsülü gibi projeler inanılmaz para gerektiriyordu. Üstelik SpaceX, hâlâ para kazandıran bir şirket değildi. Buna rağmen personel alım hızı artmış ve şirket daha büyük bir merkeze taşınmıştı. Yani anlayacağınız arkadaşlar her şey daha yeni başlıyordu.

Tesla

Bu arada Tesla hakkında da sürekli olumsuz yazılar çıkıyor ve siparişlerini hiçbir zaman müşterilerine teslim edemeyeceği konusunda tespitler yapılıyordu. Şirket gerçekten de ön siparişlerden gelen paraları bile tüketmişti. Ayrıca Elon’ın ilk eşi Justine de basın aracılığıyla sürekli Elon’ın üzerine oynuyordu.

Elon o dönemle ilgili şöyle demişti:

“Dayak yiyor gibiydim. O zamanlar başkalarının acılarından zevk alan çok fazla kişi vardı. Şirketlerim hakkında sürekli olumsuz yazılar, haberler çıkıyordu. Elimde iki şirketi de ayakta tutacak kadar para yoktu. Geceleri kabuslar görüyordum. Bunun üstesinden gelebileceğimize olan inancımı yitirmeye başlamıştım.”

2008’in Aralık ayında bir mucize oldu. NASA Uluslararası Uzay İstasyonuna ikmal maddeleri taşınması işi için bir ihale açtı. Bu iyi haberdi. SpaceX, ISS’e yapılacak 12 uçuş için 1,6 milyar dolar para aldı. Musk gelen paranın bir kısmını Tesla şirketine aktarınca orayı da rahatlatmıştı.

Bildiğiniz gibi 2008’de dünya bir krizdeydi. Bu zor yıl, ABD’ye hiçbir şeyi olmadan gelen bu çılgın girişimcinin geçirdiği en zor yıl olmuştu. Başka birisi olsaydı bu kadar strese, başarısızlığa ve yıldırma politikalarına dayanamayıp mantıksız kararlar vererek tamamen çökebilirdi. Ama Elon Musk’ın çok önemli bir meziyeti vardı: Bir krizin ortasında bile odaklanmış kalıp mantıklı kararlar alabilme yeteneği.

Musk’ı diğer rakiplerinden ayıran şey buydu.

Yükseliş

SpaceX

Hikâyenin sonraki kısmını az çok biliyorsunuz arkadaşlar. SpaceX, 2008’deki o zor zamanları geride bırakınca sürekli kâr açıkladı. Bugünkü değeri 130 milyar dolar. Her yıl uzaya çeşitli ticari anlaşmalarla onlarca roket gönderiyor. Kalkış başına maliyeti onu diğer rakiplerinden çok daha avantajlı kılıyor. Çünkü makine ve cihazlarının yüzde 90’ını sıfırdan ABD’de kendisi üretebiliyor. Yani neredeyse kimseye bağımlı değil.

Ama SpaceX’in yaptığı en önemli inovasyon ne biliyor musunuz arkadaşlar?

Kalktığı rampaya geri iniş yapabilen roketler yapmış olması. Evet. Bugüne kadar yapılan bütün fırlatmalarda roketler fırlatıldıktan sonra çöp oluyordu. Yani denize düşüp parçalanıyordu.

Bu öyle bir gelişme ki şöyle örneklendirebiliriz:

Amerika’dan Avrupa’ya uçuş için her seferinde bir Boeing 777’yi çöpe attığınızı düşünün. İnsanların böyle bir uçuş için ne kadar para ödemesi gerekirdi? İşte SpaceX bu muazzam maliyeti geri dönebilen roketler sayesinde ortadan kaldırmış oldu. Artık rakiplerinin onda biri maliyetle roket fırlatabiliyor.

2018’de SpaceX, Falcon Heavy’i piyasaya sürdü. Falcon-Heavy, 3 adet Falcon-9’u 27 motorla bir araya getirerek 53 tondan fazla yükü yörüngeye taşıyabiliyordu. Bu rakiplerinin 3’te biri fiyatına 2 kat yük taşıması demekti. Falcon Heavy ilk görev olarak bir Tesla Roadster’ı uzaya gönderdi.

Falcon ailesi

Peki bitti mi? Bitmedi.

Starship

2019’dan beri tamamen yeniden kullanılabilir ve çok ağır yükleri bile taşıyabilecek bir roket olan Starship geliştiriliyor. Starship, 100 ton yük taşıma kapasitesiyle tarihin en büyük roketi olacak. Üstelik bu roketleri fırlatmak için güney Texas’ta Starbase adında bir uzay üssü inşa ediliyor.

2020’deyse SpaceX, çok önemli kilometre taşlarından birini geride bıraktı arkadaşlar. Kendi ürettiği Dragon kapsülüyle Uluslararası Uzay İstasyonu’na, astronot gönderdi. Böylece tarihte ilk defa özel bir şirket uzaya astronot göndermiş oldu.

Sıradaki hedefiyse biliyorsunuz. Ay’a ve Mars’a astronot göndermek.

Tesla

Peki SpaceX tüm bunları başarırken Tesla ne yapıyordu dersiniz?

Ne yapacak? O da 2012 senesinin ortalarında rakiplerini şaşkına çeviriyordu. Tamamıyla elektrikli, sessiz ve tek şarjla 500 km yol gidebilen Model S’i üretmişti. Bu araba 100 km/saat hıza 4,2 saniyede çıkabiliyordu. Üstelik yedi kişi bile taşıyabiliyordu ve iki bagajı vardı. Model S, hız, teknoloji, yol tutuşu ve bagaj kapasitesi bakımından birçok lüks sedanı geride bırakıyordu. Üstelik tarihteki en yüksek güvenlik skorlarını almıştı. Ayrıca ABD ve dünya çapındaki Tesla istasyonlarında aracınızı ücretsiz olarak şarj edebiliyordunuz.

Tesla Model S’in ilk aracı

Tesla arabalarını diğerlerinden farklı kılan şey sadece bunlar da değil arkadaşlar.

Model S içten yanmalı motora sahip bir otomobilin vereceği yaklaşık yüzde 15’lik verimi yüzde 60’a çıkarıyordu. Bu inanılmazdı. Bununla birlikte yağ, filtre değişimi gibi ıvır zıvır bakım masraflarından ve zaman kaybından da tasarruf sağlıyordunuz. Ayrıca Tesla, arabalarını doğrudan kendisi sattığı için aracı şirketlere komisyon da ödenmiyordu.

Yani bu şirket başlı başına bir devrim yapmıştı.

Tarihin En İyi Otomobili

Model S satışa çıktıktan sadece aylar sonra sektörün ileri gelen dergileri tarafından tarihin en iyi otomobili olarak değerlendirildi. Endüstrideki birçok ödülü kazandı. Rakipleri, Tesla’nın başarısını mercek altına alıp ders çıkarmak için ekipler kurdular. Elektrikli otomobillere on yıllardır yapılan yersiz eleştiriler haksız çıkmıştı. Model S’in satışa çıkmasından sonraki bir yılın sonunda Tesla şirketinin değeri bazı rakiplerini geride bırakmıştı bile.

Tesla adeta uçuşa geçmişti.

2010’da halka açılıp 226 milyon dolar oradan topladı. Mühendis ordusunu genişletti. 2013’te 562 milyon dolarlık karıyla Wall Street’i şaşkına çevirdi. Hisse senetleri 30 dolardan 130 dolara fırladı. Model S’i daha da geliştirdi. Model X, Model Y ve Model 3’ü piyasaya sürdü. En sonunda arabalarını otonom hale getirdi. Artık bir şoföre bile ihtiyacınız yoktu. Şu anda da Semi ve Cybertruck modelleri üzerinde çalışıyor.

Sürekli imkânsız sözler veren adam sonunda dediklerini yapan adam haline dönüşmüştü.

Ama benim Tesla şirketinde en çok takdirimi kazanan şey tüm patentlerini açık kaynak olarak bırakması oldu arkadaşlar. Musk bu konuda şöyle demiş:

“Eğer Tesla’nın patentlerini açık kaynak haline getirmek diğer şirketlerin daha kolay elektrikli araba yapmalarını sağlayacaksa bu insanlık için iyi bir şey ve bu fikirler ücretsiz olmalı.”

Diğer Girişimleri

Şimdi.

Videonun başından beri size Elon Musk’ın Tesla ve SpaceX maceralarından bahsettim. Peki bu adam sadece bu iki şirketten mi ibaret?

Elbette hayır!

2006 yılında kurulan ve bugün itibariyle dünyanın en büyük Güneş enerjisi şirketlerinden biri haline gelmiş olan SolarCity, 2013 yılında açıklanan ve insanları büyük merkezler arasında ultra hızlı bir şekilde taşıyacak olan tüp şeklindeki metro projesi Hyperloop, 2015 yılında yapay zekanın insanlık için oluşturabileceği tehdide karşı kurulan ve kar amacı gütmeyen OpenAI, 2016 yılında başlayan ve benim otomobil metrosu dediğim hızlı ulaşım sistemi The Boring Company, yine 2016 yılında 100 milyon dolarlık bir yatırımla insan beynini yapay zekâyla entegre etmek için kurulmuş bir nöroteknoloji şirketi olan Neuralink, 2019 yılında ilk uydusunu yörüngeye göndererek dünyada internete erişimi olmayan 3 milyar insana hizmet vermesi beklenen Starlink ve ilki 2014 yılında olmak üzere, halihazırda beşincisi inşa edilen hem elektrik motorları hem de Tesla bataryaları üretilmesi için kurulmuş devasa fabrikalar olan Gigafactoryler Musk’ın diğer büyük girişimleri arasında.

Peki sonra? Bu adamın nihai hedefi ne?

Mars Vizyonu

Elon Musk’ın aslında tüm bu girişimlerinin arkasında birkaç büyük vizyon yatıyor arkadaşlar. Bunlardan en büyüğü birçoğunuzun bildiği üzere Mars’a gitmek ve orayı kolonize etmek. İkincisi ise elimizdeki Dünya’yı küresel iklim değişikliği gibi konularda iyileştirerek daha yaşanabilir hale getirmek.

Aslında bu iki amaç da aynı yere bağlanıyor. Musk insanlığın kendi sonunu getirmesi ihtimaline karşı bir şey yapmak istiyor. Mars’ın aynı Dünya gibi yaşanabilir bir gezegen olabileceğine inanıyor ve orada ölmek istiyor.

“İnsanlık tek bir gezegene kapalı kalırsa bir gün mutlaka sonu gelecek. Bu belki bir asteroid ya da volkan, belki bir virüs, belki de yapay zekâ ya da yanlışlıkla oluşturulmuş bir mikro karadelik sebebiyle olabilir. Bilmiyoruz” diyor.

Ona göre gezegenler arası bir tür olmaktan başka çaremiz yok.

Sonuç:

Ve geldik sonuç kısmına.

Elon Musk Forbes dergisinin 2019’da yayımladığı “Dünyanın En Yenilikçi İnsanları” listesinde ilk sırada yer aldı. 2021’de Time dergisi onu yılın kişisi seçti. 17 Ağustos 2022 tarihi itibariyle tahmini serveti ise 266 milyar dolar. Bu onu yaşayan en zengin insan yapıyor arkadaşlar.

Musk bütün bunları tek başına yapmadı elbette. Dünyanın en iyi okullarından aldığı en iyi mühendisleriyle beraber yaptı. İnce eleyip sık dokuyarak yüzlerce insanı şirketine kattı. Hatta SpaceX’in ilk 1000 çalışanının tamamıyla bizzat kendisi görüştü. Bu insanlar da Elon Musk kadar çok çalıştı. Bunu da unutmamak lazım.

Benim Elon Musk’ın hayatından öğrendiğim ve kendi hayatıma uygulayacağım beş madde var. Videoyu bununla bitirmek istiyorum.

1-Sıkıntılı zamanlarda bile insanlara umut verin.

2-Beklenmedik durumlar için plan yaparak başarısızlıklar karşısında hazırlıklı olun.

3-Sorunlara hızlı ve pratik çözümler bulun.

4-En zor durumlarda bile soğukkanlı olun ve asla pes etmeyin.

5-İşinizi çok iyi bilin.

Kaynaklar ve İleri Okuma:

Elon Musk: Tesla, SpaceX ve Muhteşem Geleceğin Peşinde – ASHLEE VANCE

https://en.wikipedia.org/wiki/Elon_Musk

https://en.wikipedia.org/wiki/Tesla,_Inc.

https://en.wikipedia.org/wiki/SpaceX

https://www.tesla.com/

https://www.spacex.com/

https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_SpaceX_Starship_flight_tests

https://en.wikipedia.org/wiki/List_of_Falcon_9_and_Falcon_Heavy_launches

https://www.boringcompany.com/

https://neuralink.com/

https://openai.com/

https://www.starlink.com/

https://en.wikipedia.org/wiki/Gigafactory

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin