Diyojen'in (1873) Jules Bastien-Lepage tarafından çizilen resmi

“Zenginler ne zaman isterlerse fakirler ne zaman yiyebilirlerse yerler. İnsanlar yemek için yaşıyorlar, ben ise yaşamak için yiyorum” Diyojen

Şimdi elinizdeki telefonu, laptopu, tableti ya da karşınızdaki bilgisayarı, televizyonu artık her nereden izliyorsanız, bırakın desem size. Sonra çıkın, sadece üzerinize bir palto alın. Ben de alayım, ayağımıza da bir çift ayakkabı. Sonra çıkalım bu dört duvar arasından. Sahip olduğumuz her şeyi arkamızda bırakalım. Yapabilir miyiz? Yapamayız değil mi?

Biz yapamayız ama geçmişte bunu yapabilen bir filozof vardı. Belki adını duymuşsunuzdur. Diyojen. Kendi deyimiyle bir köpek gibi yaşamaya gönüllü olduğu için “Köpek” Diyojen.

Fıçı içinde yaşayan Diyojen. Ressam Jean-Léon Gérôme, 1860

Bir gün Diyojen aç karnını doyurmak için bulduğu az sebzeyi yıkıyormuş. Platon yanına gelmiş ve dönemin hükümdarına atıfta bulunarak “Tiran Dionysios’a boyun eğseydin böyle sebze yıkamak zorunda kalmazdın” demiş. Diyojen cevap vermiş: “Sen sebze yıkasaydın Dionysios’a boyun eğmek zorunda kalmazdın.”

Özgürlük ne demek

Size özgürlüğün tanımını sorsam nasıl bir cevap verirdiniz? Çoğumuzun aklına özgürlük deyince hemen tüm sınırların ortadan kalktığı her şeyi yapabildiğimiz, her şeye gücümüzün yettiği bir dünya gelir.

Ama biliyor musunuz özgür olmak sınırların ortadan kalkmasıyla değil aksine net ve güçlü sınırlara sahip olmakla ilgili. Ne demek istediğimi biraz daha açayım.

Demek istediğim, her insan hayır diyebildiği ölçüde özgürlük alanına sahip çıkar. Hayır diyemediği her konuda sınırlarının ihlal edilmesine izin verir. Benlik kaybı ve psikolojik sorunlar baş gösterir. Bu yüzden sınırlarımızı oluşturup onları kararlı bir şekilde korumaya almazsak, vay halimize…

İşte Diyojen, her şeyi arkasında bırakarak, malı mülkü reddederek, insanlardan kendini soyutlayarak kimsesiz, evsiz bir meczup gibi yaşadığı için onu, tüm sınırları ortadan kaldırarak özgürleşmiş bir filozof gibi düşünebilirsiniz.

Halbuki Diyojen’in sahip olduğu özgürlüğün temelinde net ve güçlü sınırlara sahip olması yatıyordu. Hayır diyebilmeyi çok iyi biliyordu. Riyakarlığa, çıkarcılığa, dedikoduya hayır. Mal düşkünlüğüne, makam ve mevki sahibi olmaya, hayır. İstemediğim şeyi yapmaya, kimse kırılmasın diye kendimi yıpratmaya, hakkımda yanlış şeyler düşünmesinler, arkamdan konuşmasınlar diye kasılmaya hayır. Aman kötü biri olduğumu zannetmesinler, sevecen iyi huylu olmadığımı sanmasınlar düşüncesine hayır.

Konfüçyüs’ten güzel bir özdeyiş

Şimdi burada size sınırları korumak, hayır diyebilmek gibi konularla ilgili oturmuş ahkam kesiyorum ama ben net ve güçlü sınırlara sahip miyim? Hayır değilim. Ama bu konuda kendimi geliştirmeye karar verdim. Bu yüzden öğrendiklerimi sizlere de anlatmak istiyorum. Bu kişisel gelişim videosu bir başlangıç olsun ve devamını da yapalım. Ben öğrendiklerimi size anlatayım. Siz de öğrendiklerinizi bana. Yorumlar kısmında. Böyle yapalım. Neden biliyor musunuz? Çünkü Konfüçyüs’ten güzel bir şey öğrendim.

Diyelim ki bende bir yumurta var ve sizde de bir yumurta var. Eğer ben size bir yumurta verirsem ve siz de bana bir yumurta verirseniz. Sizde de bir yumurta olur bende de. Ama bende bir bilgi var ve sizde de bir bilgi varsa… Siz bana bir bilgi verdiğinizde artık bende iki bilgi olur ve ben size bir bilgi verdiğimde sizde de iki bilgi.

Diyojen kimdir?

Hepimiz hayatımızda bir şeylere hayır diyemediğimiz için ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Söylediğimiz evetler bazen en değerli şeyimiz olan zamanımızı çalıyor bizden, bazen de sağlığımızı. İşte bu yüzden size Diyojen’in hayatından bahsetmek istiyorum biraz. Elbette onun gibi yaşamak zorunda değiliz ama ondan çok şey öğrenebiliriz.

Diyojen öyle bir adamdı ki onu sokakta görseniz evinize almakta tereddüt ederdiniz. Atinalılar için de durum aynıydı. Çoğu tiksinerek bakardı. Küçük bir fıçıda yaşardı. Bir şey bulursa yer, bulursa içer, bulamazsa da canını sıkmazdı. Dilenmek kinik felsefede gayet normal karşılanırdı. Bu yüzden kimseye, ona bir şey verdiği için ya da yemeğe davet ettiği için teşekkür etmezdi. Çünkü bunu hak ettiğini düşünürdü. Dünyada var olması yeterliydi. Halkın bir kısmı onu, aklını kaçırmış bir deli olarak görse de onun bilgeliğinin farkında olanlar da vardı.

Bütün lükslerden arınmış, fakirliği dibine kadar tatmış, eski püskü bir abadan başka hiçbir şeyi olmayan, para bulsa tenezzül edip yerden almayan, insanların riyakarlıklarına zerre tahammülü olmayan, inatçı, kararlı, dobra bir adamdı. Karşısında kral olsa sıradan bir insana söyleyeceğini aynı şekilde çekinmeden söyleyen bir adam. Olmadığı biri gibi davranmayan bir adam.

Bakın size bir hikâye anlatayım. Bir gün Diyojen zengin bir adamın güzel döşenmiş evine girdiğinde adam ona kesinlikle yere tükürmemesini tembihlemiş. Bir süre sonra tükürme ihtiyacı duyan Diyojen adamın suratına tükürmüş. Adam sebebini sorunca da “Senin suratından daha kirli bir yer bulamadım” demiş. 😊

Böyle bir adam hayır demekten çekinir mi? 😊 Ölmekten bile korkmuyordu o. Ya biz? “Aman kimse kırılmasın. Aman beni yanlış anlamasınlar. Hayır dersem aynı ortamda bir daha nasıl çalışırım onunla. Ooo müdür Bey gelmiş.” diye diye kendimizi yıprattık üç günlük dünyada.

Tutku, istek ve korkularımız bizi köleleri yapar

Diyojen’e göre tutku, istek ve korkularımız bizim efendimiz. Biz de onların kölesi. Daha uygun fiyatlısı varken gider en lüks arabayı almak için yıllarca patronumuza çalışırız. Evsiz kalmaktan, işsiz kalmaktan, yalnız kalmaktan, toplumda kabul görmemekten, terk edilmekten, malımızı kaybetmekten hep korkarız. Peki bunun sonucunda ne olur biliyor musunuz? Hayır diyemeyiz kimseye. Sonra da yüzümüzde sahte bir gülümsemeyle ortalarda dolaşırız.

Hayır demeyi öğrenmemiz lazım. En basit şeylerde bile.

Varlık ve benlik sınırlarınızı koruyun

Basit şeylere dahi hayır diyemeyen, gerçek benliğini ortaya koyamayan bir insan olduğumuzda bulunduğumuz ortamda flulaşır ve zamanla görünmez oluruz. Peki ya sonra ne olur?

Fikirlerimiz önemini yitirir, ben kimim sorularını sormaya başlarız kendimize. Düşüncelerimizi kabul ettirmek için vereceğimiz mücadele artar, kimseyi ikna edemez oluruz. Herkes tarafından vur ensesine al ekmeğini denen bir insan olur çıkarız.

Tamam kabul. Çoğumuz ailemizin, sosyal arkadaşlarımızın, iş arkadaşlarımızın hatta tanımadığımız insanların gözünde dahi kibar, uyumlu, iyi niyetli biri olarak görünmek isteriz. Zaten bunda bir yanlışlık yok, kötü bir şey de değil.

Fakat herkesin ilgisini, beğenisini, hakkındaki olumlu görüşleri yitirmemek için kendimiz gibi davranmayı bıraktığımızda, yersiz fedakarlıklarda bulunduğumuzda, gelen her talebi karşılamaya çalıştığımızda ne oluyor biliyor musunuz? İş giderek herkesi memnun etme çabasına dönüşüyor ve sonunda ne başkalarını ne de kendimizi memnun edebiliyoruz.

Her şeye evet dediğimizde dünyanın en sevecen insanı olmuyoruz. En yorgun ve stresli insanı oluyoruz.

Etkili hayır diyebilmek

Elbette burada anlattıklarımın hepsinden şöyle bir sonuç çıkmasın. Her şeye hayır diyen, insanları azarlayan, aşağılayan bir insan olup da çıkmayalım. Doğru şekilde hayır demeyi öğrenelim. Hem karşımızdaki insanı kırmadan hem de tereddüde imkân vermeyecek ve arkasından gelebilecek ısrarları da karşılayacak bir hayıra ihtiyacımız var.

Mesela arkadaşımız telefonla aradı ve: “Akşam sana geliyoruz sakın bir yere gitme bizimkileri de alıp geleceğim” mi dedi. Biz de kimse gelsin istemiyoruz diyelim ki. Çok yorulmuşuz o gün işte. Peki nasıl cevap vermeliyiz.

-Ya çok üzgünüm ama başka zaman yapsak daha iyi olacak sanırım biraz yorgunum. YANLIŞ!

-Sen bu cüreti kendinde nasıl buluyorsun? Bana sormadan emrivaki yapman çok yanlış. Hiçbirinizi istemiyorum bugün dinleneceğim. YANLIŞ!

-Bugün işte çok yoruldum. Dinlenmem gerek. Sizi başka bir gün ağırlayabilirim ama bu akşam değil. Hoşça kal.

İŞTE BU BİNGO. AÇIK, NET, KENDİNDEN EMİN, NE KENDİNİ NE DE KARŞI TARAFI SUÇLAMADAN. VİCDAN AZABI ÇEKMEDEN.

Özgüven sahibi olun

Unutmayın özgüveniniz tam olsun. Bugünden itibaren denemeye başlayın. Ben bir süredir deniyorum. İşe yarıyor. Başlarda zorlanacaksınız. Bazı insanların sert tepkilerine ya da mağdur rolü oynamalarına maruz kalacaksınız ama zamanla alışacaklar.

Hayır demeyi öğrenelim. Yoksa varlık ve benlik sınırlarımız kolayca aşılır. Sınırlarımız olmadığındaysa sağlıklı bir psikolojiye ve beden sağlığına ulaşmamız mümkün değil. Yaşam kalitemiz hep baş aşağı gider. Hep yıpranan biz oluruz. Yorgun ve stresli insanların hayatındaysa kimse fazla kalmaz.

Sonuç

Son sözü de Diyojen söylesin yine. Krallara bile eyvallah etmemiş “Hayırların Kralı” Diyojen.

“Hiçbir şeyi olmayan bir kişi bir şey kaybedemez.” Galiba bu söz ile Diyojen bize şunu anlatıyor. Hayatınızda sahip olduğunuz ne varsa onları yarın kaybedecekmişsiniz gibi yaşayın. Hatta onlara hiç sahip olmamışsınızcasına. Hayır demeniz gereken yerde hayır deyin. Yoksa başkalarına yaranamadığınız gibi kendinize de sürekli kızarsınız. Zengin olan insan kendine yeten insandır.

Büyük İskender ve Diyojen’in, Gaspare Dizian tarafından resmedilişi

Kapanışı da şu meşhur hikâye ile yapalım. Bir gün Diyojen günümüzde Yunanistan’da bulunan Corinth şehrinde yatmış her zamanki gibi güneşleniyormuş. Diyojen’in methini duyan Büyük İskender kendisini görmeye gelmiş. Tepesine dikilmiş ve hiç istifini bozmayan Diyojen’e sormuş:

“Benden korkmuyor musun?”

Cevaba bakın çok zekice 😊

Sen demiş Diyojen “İyi biri misin yoksa kötü biri mi?”

“İyi biriyim” demiş İskender.

“O zaman neden korkayım. İyi birinden kim korkar?”

İskender’in çok hoşuna gitmiş ve bonkörlüğünü göstermek için:

“Dile benden ne dilersen” demiş.

Eee ne de olsa dünyaları fethetmiş herkesi korkudan tir tir titreten büyük bir kral. Diyojen hiç istifini bozmadan dönmüş ve güneşini engelleyen İskender’e cevap vermiş:

“Gölge etme başka ihsan istemem”

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen adınızı buraya girin