Başlığı okudunuz ve muhtemelen içinizden şöyle bir şey dediniz. E yuh artık bu kadar da olur mu? Beyin olmadan da yaşanır mı? Zaten bizi biz yapan her şeyin merkezi orası. Hafıza, benlik, zekâ. O olmadı mı ne kalır geriye?
Evet haklısınız. Fakat yine de bu itirazları yapmadan önce bu videoyu sonuna kadar izlemenizi tavsiye ediyorum. Zira şimdi anlatacağım üç vakadan sonra fikirleriniz değişmiş olabilir.
İçindekiler
1-Beyninin %90’ının hasarlı olduğunu tesadüfen öğrenen adam
İlk vakamız 2007 yılında “The Lancet” dergisinde yayımlanan bir makale ile ortaya çıkıyor. Kimliği gizli tutulan ve o zamanlar 44 yaşında olan bu arkadaş, iki çocuk babası, normal bir hayat yaşayan, nispeten sağlıklı, işinde gücünde bir adam.
Fakat bir ara vücudunda bazı şikayetler baş gösteriyor. Sürekli bir baş ağrısı ve sol bacağında güçsüzlük gibi nispeten basit ama rahatsız edici durumlar yaşayınca diyor ki ben bir hastaneye gideyim.
Doktorlar hastaya bir dizi fizik muayene yapıyorlar fakat herhangi bir sorun bulamıyorlar. Sonra diyorlar ki bir de beyin filmi çekelim. Filmi çekiyorlar, sonuçlar geliyor, bir bakıyorlar ki; beyin yok. Şok oluyorlar!


Normal bir insanın beynini görüntülediğinizde, beynin ortasında %2’lik bir bölümü kaplayan “beyin ventrikülleri” denen sıvı dolu bir boşluk var. İşte bu boşluk bu arkadaşta sürekli olarak sıvıyla dolarak şişmiş ve beynin Yüzde 90’ını kaplayacak kadar irileşmiş. Yani beyin dokusu aşırı derecede genişlemiş boşluklarla, sert kafatası arasında adeta ezilmiş ve adamın 1,4 kilogram olması gereken beyninin ağırlığı neredeyse 300 grama kadar düşmüş.
Burada gerçekten de inanması çok güç olan iki durum var ortada:
1-Bu adam, neredeyse tamamen yok olan beyniyle nasıl hiçbir hareket bozukluğu yaşamadan hastaneye kadar gelebilmişti?
2-Nöronlarının çoğunu kaybetmiş olan bu hasta hâlâ nasıl kendisinin ve çevresinin farkında olabiliyordu?
İşte bu soruları bilim insanları da sordu ve on yıllardır üzerinde çalışılan ve neredeyse hakkında hiçbir şey bilmediğimiz “bilinç” ile ilgili şöyle bir yorumda bulundular:
“Bir bilinçlilik kuramı, nöronlarının yüzde 90’ını kaybeden bir insanın neden hâlâ normal davranışlar sergilediğini açıklamak zorundadır.”
Bu insan nasıl hayatta kalabildi?
Uzmanlara göre bu adamın hayatta kalabilmesinin tek bir açıklaması var. O da basınç artışının zaman içinde çok yavaş bir seyirde gelişmesi. Beyin seneler boyunca ağır ağır sıvı biriktirirken beyin dokusu yavaşça eziliyor ve küçülüyor. Basınç artışı ve ezilme sonucu sağlıklı çalışma yeteneklerini yavaş yavaş yitirmeye başlayan beyin bölgeleri, işlevlerini komşu bölgelere devredecek yeterli zamanı bulabiliyor. Böylece geride kalan çok küçük bir beyin dokusu adamın hayatta kalmasına yetiyor.
Fakat burada asıl mühim olan şey, bu hastanın hayatta kalmasından ziyade, nasıl normal bir insan gibi yaşamını sürdürebildiği. Bu da bize beynin gizemlerinin ve uyarlanabilme gücünün hayal edebileceğimiz bir sınırı olmadığını gösteriyor.
2-Kafasına demir saplanan adam
Bir önceki vakadaki arkadaş beyninin yüzde 90’ını kaybetmiş olsa da bana sorarsanız nispeten anlaşılabilir. Çünkü ne olduysa içeride olmuş. Beyin dışarıdan bir darbe almamış, herhangi bir operasyonla bir kısmı çıkartılmamış.
Ama şimdi anlatacağım arkadaşın durumu hem daha inanılmaz hem de maalesef hasta için daha talihsiz bir durum. Çünkü bu arkadaşın geçirdiği kaza, hayatını birçok noktada olumsuz etkilediği gibi onun karakterini bile değiştirmiş.
1800’lerin sonunda ABD’de yaşamış olan bu arkadaşın adı Phineas Gage. Gage o dönemde Amerika’da bir demiryolu işçisi olarak çalışan, arkadaşları tarafından çok sevilen, işinde usta ve saygın bir ustabaşı. Evine ve ailesine bağlı, iyi bir baba ve oldukça öz disiplin sahibi bir insan.
Demirin kafayı delmesi olayı nasıl oldu?
Gage bir gün demiryolu inşaatında her zamanki gibi çalışırken zemine delik açıp içine barut ve kum gibi malzemeleri dolduruyormuş. Bu patlayıcı malzemeleri yerleştirirken iş arkadaşlarının tartışması sonucu dikkati dağılmış.

Sıkıştırdığı malzemeler aniden patlayınca elinde tuttuğu yaklaşık 1 metre uzunluğunda ve 3 cm kalınlığındaki demir kazık bir mermi gibi fırlayıp, önce sol elmacık kemiğinin altından kafatasına girmiş, sol gözünün sinirlerini kopararak beyninin ön kısmını parçalayıp beyin parçalarıyla birlikte kafasının tepesinden çıkmış. Dolayısıyla Gage kanlar içinde yere yığılmış.
Normalde böyle bir durumda bir insanın tereddütsüz o anda ölmesini beklersiniz değil mi? Ufacık bir mermi bile bu işi yapabiliyorken 1 metrelik bir demirin kafanızı delip geçmesi diğer tüm ihtimalleri ortadan kaldırır.
Ama öyle olmamış ve kazadan dakikalar sonra Gage ayağa kalkıp, etrafına “Ne oldu ya neden şaşırdınız?” dercesine bir bakış atmış. Arkadaşları donakalmış. Çünkü kafatasındaki kocaman deliğe ve sağa sola saçılan beyin parçalarına rağmen, görmeyen sol gözü dışında Gage’de pek bir sorun yok gibiymiş.
Hatta bir ara öğürüp kustuğunda beyninin bir kısmı daha kafatasındaki delikten dışarı boşalmış falan. Neyse bu kısmı daha fazla uzatmayayım. Zaten bir kısmınız dislike’a basmıştır bile. Velhasılkelam, Gage’i evine götürmüşler. Doktor çağırılmış. Pansuman yapılmış. Testler uygulanmış falan. Ama Gage’in motor davranışlarında hiçbir sorun yokmuş. İnanılmaz bir şey.
Sonra doktor demiş ki ben bu vakayı takibe alayım böyle bir şey hayatımda görmedim.
Bir-iki hafta içinde Gage şaşırtıcı bir şekilde iyileşmeye başlamış. Fakat bir yandan da garip davranışlar sergiliyormuş. Bir bakmışlar o takdir toplayan, üstün meziyetleri olan, öz disiplinli iyi aile babası uçmuş; onun yerine, terbiye kurallarına riayet etmeyen, gelecek endişesi taşımayan, ahlak yoksunu, utanma duygusunu yitirmiş bir adam gelmiş.
Hatta o kadar ki tuvalet ihtiyacını bile sokaklarda gidermekte problem görmeyecek kadar ahlaksızlaşmış. Siz düşünün.
Gage’in insani özellikleri neden kayboldu?
Peki ne olmuştu da bu adam hayatta kalmasına rağmen, kendisini olduğu kişi yapan neredeyse bütün insani özelliklerini bu kazayla kaybetmişti?
Bu tarz bir vaka elbette ki nadir rastlanılan bir şey, fakat tek değil. 19.yüzyıldan bu yana Gage’in vakası gibi başka vakalar da kayıtlara geçiyor. Ardından birtakım görüntüleme teknikleri de geliştirilince ortaya şöyle bir tablo çıkıyor:
Beynimizin ön bölgesi, hayatta kalmamızı sağlayan temel faaliyetleri değil, onun yerine bizi “insan” yapan ve diğer canlılardan farklı kılan irade, kontrol, ahlaki değerler, dürtü kontrolü gibi özelliklerimizin yönetim yeri.
Bu bölgenin hasar alması veya doğuştan zayıf olması durumunda, insani kurallara uyum gösterme anlamında ciddi sıkıntılar çıkıyor.
3-Kafasını parçacık hızlandırıcısına sokan adam
Sıradaki ve son hikâye ise daha çok insanlığın gelişmişlik düzeyinin artmasından sonra yaşanabilecek nadir olaylardan birisi. Yani bundan 100 yıl önce bir insanın böyle bir kazayla karşılaşması imkansızdı.

Bu arkadaşın adı Anatoli Bugorski. Rusya’da, Protvino Yüksek Enerji Fiziği Enstitüsü’nde bir araştırmacı olan 36 yaşındaki bu arkadaş kafasını arızalı bir parçacık hızlandırıcısına sokuyor.
1978 yılında yaşanan bu olayda Bugorski bunu kasıtlı yapmamış tabii. Kısaca anlatmak gerekirse arızalı bir parçayı kontrol etmek isteyen bilim insanı o esnada devre dışı kalmış olan güvenlik mekanizmasından haberdar olmayınca olanlar olmuş.

Kafayı hızlandırıcının içine sokunca, neredeyse ışık hızında giden proton ışınları Bugorski’nin başının arkasından girmiş ve burnundan çıkmış. Ama hiç acı hissetmemiş. Sadece daha sonra anlatacağı üzere sanki bin Güneş’ten daha parlak bir ışık görmüş. Ama kimseye bir şey söylememiş.
Fakat Bugorski başına gelenin kötü bir şey olduğunu ve ilerleyen saatlerde muhtemelen ciddi bir sıkıntı yaşayacağını tahmin etmiş. Sonuçta başından geçen şey öyle sıradan bir insanın karşılaşabileceği türden basit bir x ışını falan değil.
İşini bitirip eve gittiğinde endişeli bir şekilde beklemeye başlamış. Gece olduğunda yüzünün sol tarafı şişmiş. Rahatsız edici, uykusuz bir gece geçirdikten sonra demiş ki: “Başka çarem yok mecbur doktora gitmem gerek.”
Doktorlar onu Moskova’da radyasyon zehirlenmesi geçiren hastaların tedavi edildiği özel bir kliniğe yatırmışlar. Birtakım testler yapılmış ve Bugorski’nin yaklaşık 200 bin ila 300 bin rad arası bir radyasyona maruz kaldığını anlamışlar.
Bu ne demek biliyor musunuz? Bu, bir insanı günler içerisinde öldürebilecek kadar güçlü bir etki demek. Normalde bir insanın ölmesi için bu kadarına bile gerek yok. 400 ila 1000 rad arası bir doz bir insanı öldürmeye yeterli.
Bugorski neden ölmedi?
Fakat Bugorski bu olaydan sonra ölmüyor. Çünkü onun maruz kaldığı ışın odaklanmış bir ışın olduğu için aynı Phineas Gage vakasında olduğu gibi bu durum, daha çok bir demir çubuğun başını delip geçmesine benziyordu. Yani bütün vücuduna tesir eden bir radyasyon değildi.
Böyle olunca da onu öldürmedi ama geçtiği yerlerdeki dokuları ve sinirleri yok etti. Bu yüzden yüzünün yarısı felç oldu. Sol kulağı ciddi bir işitme kaybı yaşadı ve sık sık nöbet geçirmeye başladı.

Tüm bunlara rağmen 18 ay sonra Bugorski işine döndü. Zekasında bir gerileme yoktu. Bilim yapmaya devam etti, doktorasını tamamladı. Hatta kazanın meydana geldiği U-70 proton senkrotronunda fizik deneyleri koordinatörlüğü görevini bile üstlendi.
Sonuç:
160 gram yağ, 110 gram protein, 1 litre su, 15 gram şeker, 10 gram tuz. Nedir bunlar? Ortalama bir insan beynini meydana getiren maddeler. Evrendeki en karmaşık şey aslında herkesin mutfağında bulunan malzemelerden yapılmış.
Peki tüm bu malzemeleri bir kabın içine koyarak güzelce çırpsak ne elde ederiz? 1, 1,5 kg ağırlığında basit bir pelteden fazlasını değil. Bu pelte düşünce üretemez. Karmaşık şeylerin altından kalkamaz. Aynı maddeden oluşmasına rağmen çalışan bir beyinle o bulamaç arasındaki temel fark adına canlılık dediğimiz o muazzam özellik.
Beynin, özellikle insan beyninin dünyadaki en komplike, en muazzam yapı olduğunu biliyoruz. Hatta bırakın dünyayı evrendeki en olağanüstü yapı dahi olabilir. Bizden çok uzaklardaki galaksilerde insan beynine benzer başka yapılar da var mıdır bilinmez. Fakat günümüz teknolojisi ve bilimindeki ilerlemelerle kıyasladığımızda beyinle ilgili bildiklerimiz çok ama çok basit kalıyor. Onu bir türlü çözemiyor, anlayamıyoruz.
Videonun başlığındaki sorunun cevabı elbette ki “Hayır”. İnsan, beyni olmadan yaşayamaz. Ama enteresandır ki hacminin yüzde 90’ını kaybetmiş olsa bile beyin kendini inanılmaz bir şekilde dönüştürüp, değiştirebiliyor.
O zaman entelektüel tevazumuzu artırmak adına şu özdeyişi yine tekrarlayalım mı?
Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.
Kaynaklar ve İleri Okuma:
https://www.thelancet.com/journals/lancet/article/PIIS0140-6736(07)61127-1/fulltext
https://en.wikipedia.org/wiki/Phineas_Gage
https://www.amusingplanet.com/2020/02/anatoli-bugorski-man-who-stuck-his-head.html
https://www.wired.com/1997/12/science-2/